<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>IstasyonLaw.com /Türkiye&#039;nin Enerji Hukuku Sitesi</title>
	<atom:link href="http://www.istasyonlaw.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.istasyonlaw.com</link>
	<description>Türkiye&#039;nin Enerji Hukuku Sitesi</description>
	<lastBuildDate>Sun, 01 Mar 2026 10:39:36 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>KÂR MAHRUMİYETİ BELİRSİZ ALACAK DAVASI OLARAK AÇILAMAZ</title>
		<link>http://www.istasyonlaw.com/kar-mahrumiyeti-belirsiz-alacak-davasi-olarak-acilamaz/</link>
		<comments>http://www.istasyonlaw.com/kar-mahrumiyeti-belirsiz-alacak-davasi-olarak-acilamaz/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 01 Mar 2026 10:38:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>editör</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.istasyonlaw.com/kar-mahrumiyeti-belirsiz-alacak-davasi-olarak-acilamaz/</guid>
		<description><![CDATA[Akaryakıt istasyonları ile dağıtıcıları arasında bayilik sözleşme süresinin dolduğu durumlarda, dağıtıcıların bayilik ilişkisini devam ettirmek için kullandıkları en somut yöntem, en başında satılamayacak ürün miktarının sözleşmeye yazılmış olması karşısında bundan doğacak farkın bayiden talep edilmesi baskısıyla yeniden sözleşme yapılma teklifidir. Aslında sözleşmeye yazılan ve satılması öngörülen miktarın gerçekleşmeyeceğini her iki taraf da en başında bilmektedir. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="fcbk_share"></div><p>Akaryakıt istasyonları ile dağıtıcıları arasında bayilik sözleşme süresinin dolduğu durumlarda, dağıtıcıların bayilik ilişkisini devam ettirmek için kullandıkları en somut yöntem, en başında satılamayacak ürün miktarının sözleşmeye yazılmış olması karşısında bundan doğacak farkın bayiden talep edilmesi baskısıyla yeniden sözleşme yapılma teklifidir.</p>
<p>Aslında sözleşmeye yazılan ve satılması öngörülen miktarın gerçekleşmeyeceğini her iki taraf da en başında bilmektedir. Dağıtıcı, yukarıda söylediğimiz gibi sözleşme sonunda aradaki farkın talep edilmesi baskısıyla yeni sözleşme yapılmasını hedeflemekte, bayi ise yüksek miktarda ürün satacağı sözüyle dağıtıcıdan daha fazla yatırım destek bedeli beklemektedir.</p>
<p>Sonuçta sözleşme bittiğinde dağıtıcı sözleşmeye yazılı olan değil ama, gerçekte beklenen hedefi tutturan bayiyi yeniden sözleşme yapmaya zorlayacak yöntem olarak dava açmakta ve fakat bayi daha iyi bir yatırım destek sözü aldığı bir başka dağıtıcıya geçerken, sonuçta ortaya kâr mahrumiyetinden doğan dava ile karşılaşmaktadır.</p>
<p>Dağıtıcılar bu davalarda en başında fazla harç yatırmamak, sonucunda fazla masraf ve avukatlık ücreti ödememek adına pratikte pilot dava olarak adlandırılan düşük miktarlı bir dava açmakta, bilirkişilerin defter incelemesi neticesinde satılamayan ürün miktarının belirlenmesi ile harç tamamlama yoluyla davasını tamamlamak istemektedirler.</p>
<p>Bu davalar ya kısmi dava ya da belirsiz alacak davası olarak açılmakla birlikte, kısmi dava açmanın sonradan ıslah ile değer artırmadan doğacak mahsurları sebebiyle belirsiz alacak davası olarak açılmaktadır. Zira kısmi davada eksik ürün miktarının belirlenip kesinleşmesiyle ıslah yapılacak ve faiz ıslahtan sonra işleyeceğinden tercih edilmeyecek olup, yine ıslahın bir kere yapılması ve fakat belirsiz alacak davasında değer artırımının bu sınıra tabi olmaması sebebi de bir başka tercih sebebi olacaktır.</p>
<p>Davacı dağıtım şirketi dava dilekçesinde genelde satılamayan ürün miktarını belirtmekte ve fakat bunun küçük bir kısmının talep ettiği bir dava ile yola çıkmaktadır. Ancak dava dilekçesinde satılamayan ürünün belirtilmiş olmaması halinde dahi davacının bu miktarı belirleyebileceği hususu yargı kararları ile ortaya çıktığından, dilekçede satılamayan ürün miktarının dava dilekçesinde yazılı olup olmamasının bir önemi de yoktur. Bu konudaki yargı kararlarında ortaya çıkan sonuç şudur:</p>
<p><em>“Davanın belirsiz alacak davası türünde açılabilmesi için, davanın açıldığı tarih itibariyle uyuşmazlığa konu alacağın miktar veya değerinin tam ve kesin olarak davacı tarafından belirlenememesi gerekir. Belirleyememe hali, davacının gerekli dikkat ve özeni göstermesine rağmen, miktar veya değerin belirlenememesinin kendisinden gerçekten beklenilmemesi durumuna ya da objektif imkânsızlığa dayanmalıdır. Talep edilecek alacak miktarının davanın açıldığı anda tam ve kesin biçimde belirlenmesinin mümkün olmasına rağmen belirsiz alacak davası şeklinde açılan dava, hukuki yarar, yani dava şartı yokluğu nedeni ile usulden hemen reddedilmelidir……</em></p>
<p><em>“….ürün alım tahhütnamesi uyarınca davacının kâr kaybı alacağının belirli/belirlenebilir olduğu, davacının alacağının belirleyememe, bu durumunun kendisinden beklenememesi ya da objektif olarak alacağının belirlenmesinin imkânsız olması durumlarının bulunmadığı, dava açılırken davacı tarafından alacak miktarı belirlenebildiğinden belirsiz alacak davası açılmasında hukuki yarar bulunmadığı….”</em> (Yargıtay 11.HD E:2024/6722-2025/4330)</p>
<p>denmek suretiyle davacının dava değerini tam ve eksiksiz olarak belirleyebileceğini söylemektedir.</p>
<p>Gerçekten de dağıtım şirketi ile bayi arasında sadece EPDK’ya sunulan bayilik sözleşmesi değil, taraflar arasındaki ticari şartları belirleyen ürün alım taahhütnamesi, çerçeve sözleşme adı altında bir çok sözleşme akdedildiği ve satılacak ürün miktarı ile satılamama halinde ne miktar cezai şart ödeneceği (<strong>kâr kaybının cezai şart olup olmadığı konusunda son zamanlarda farklı kararlar çıkmakta olup başlı başına incelenecek bir konudur</strong>) bu sözleşmelerde yer almakta olup, davacı dağıtıcının kendi defter kayıtlarından eksik alınan ürün miktarının ton başına ödenecek tazminat miktarı ile çarpılması sonucu dava değeri belirlenebilecektir. Böyle bir durumda belirsiz alacak davası açılamaz.</p>
<p>Bu sebeple davanın belirsiz alacak davası olarak açılması mümkün değilse de açılmış böyle bir davanın açılmış olması halinde mahkemece davacıya süre verilmek suretiyle davasını kısmi dava olarak devam ettirmek isteyip istemediği sorulmak suretiyle, böyle bir istemin varlığı halinde dava kısmi dava olarak görülüp karara bağlanmalıdır.(Yargıtay HGK 16.05.2019 T.-E:2016/22-1166, K:2029/576)</p>
<div id="fcbk_share"></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.istasyonlaw.com/kar-mahrumiyeti-belirsiz-alacak-davasi-olarak-acilamaz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>AKARYAKIT VE LPG İSTASYONLARINDA KİRA SORUNLARI</title>
		<link>http://www.istasyonlaw.com/akaryakit-ve-lpg-istasyonlarinda-kira-sorunlari/</link>
		<comments>http://www.istasyonlaw.com/akaryakit-ve-lpg-istasyonlarinda-kira-sorunlari/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 30 Oct 2025 15:44:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>editör</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.istasyonlaw.com/akaryakit-ve-lpg-istasyonlarinda-kira-sorunlari/</guid>
		<description><![CDATA[Bilindiği üzere taşınmazlarla ilgili olarak, konut ve işyeri kiraları ile ilgili hükümler Türk Borçlar Kanunu’nun 299.maddesi ile 356.maddesi arasında düzenlenmiş olup bu düzenlemede de ikili bir ayırıma gidilmiştir. Bunlardan 299.madde ile 338.madde dahil Genel Hükümler Başlığı altında yer almış, 339.maddeden başlayarak 356.madde dahil Konut ve Çatılı İşyeri Kiraları’ na ayrılmıştır. Uygulamada, yerel ve yüksek mahkeme [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="fcbk_share"></div><p>Bilindiği üzere taşınmazlarla ilgili olarak, konut ve işyeri kiraları ile ilgili hükümler Türk Borçlar Kanunu’nun 299.maddesi ile 356.maddesi arasında düzenlenmiş olup bu düzenlemede de ikili bir ayırıma gidilmiştir.</p>
<p>Bunlardan 299.madde ile 338.madde dahil Genel Hükümler Başlığı altında yer almış, 339.maddeden başlayarak 356.madde dahil Konut ve Çatılı İşyeri Kiraları’ na ayrılmıştır.</p>
<p>Uygulamada, yerel ve yüksek mahkeme kararlarında sıkça karşılaşıldığı gibi, kira uyuşmazlıklarında Akaryakıt ve LPG İstasyonlarına uygulanacak hükümlerin belirlenmesinde istasyonların hangi katogoride yani çatılı mı yoksa çatısız bir iş yeri mi olduğu konusunda bir tereddütün oluştuğu gözlenmektedir. Bu sebeple aşağıda Türk Borçlar Kanunu ile Yüksek Mahkeme uygulamasındaki durumuna göz gezdireceğiz.</p>
<p>ÇATILI-ÇATISIZ AYIRIMI :</p>
<p>Doktrinde ve kararlarda çokça yer alınan kelime olarak Musakkaf, kavram olarak sakf (çatı) altında bulunan demektir. Bununla kastedilen, taşınmazın üstünün örtülü ve az ya da çok etrafının duvarlarla çevrili bir halde olmasıdır. Yargıtay&#8217;ın yerleşmiş içtihatlarına göre bu tür yerlere ilişkin kira sözleşmelerinin çatılı iş yeri hükümleri içerisine girebilmesi için, kiralanan şeyin baskın (galip) vasfının musakkaf (çatılı) olması gerekmektedir.</p>
<p>Üstü örtülü olmayan bir arsanın içerisindeki yapıların sabit ya da kolayca sökülüp takılabilen hafif yapılardan oluşması halinde dahi uygulanacak hükümlerde değişiklik yaratabilecektir. Zira, arsa olarak kiraya verilmiş olan bir taşınmaz üzerine, bu taşınmazdan yararlanabilmek için, kolayca sökülüp takılabilen hafif yapıların yapılması, bu yerlerin musakkaf sayılması sonucunu doğurmaz. Yani sabit yapı, bina kavramına girmeyen yapılardan oluşan taşınmazın galip vasfı kapalı dahi olsa çatılı işyeri sayılmayacaktır. Ancak arsa içerisindeki binaların arsaya oranla miktar ve kapladıkları alanların yoğunluğu o yerin galip vasfını çatılı olarak değerlendirilmesini sağlıyorsa o zaman bu işyerinin istasyon olması halinde dahi Türk Borçlar Kanunu’nun Konut ve Çatılı İşyeri hükümlerinin uygulanmasını gerektirecektir.</p>
<p>Ancak bu da tek başına bir değerlendirme unsuru değildir. Şöyle ki, asıl amaç arsadan yararlanmak ise ve bu amaca ulaşabilmek için arsa üzerine bir takım yapılar inşa edilmişse, o yer musakkaf (çatılı) sayılamaz. Fakat asıl amaç binadan yararlanmaksa ve arsa da bu amaca hizmet ediyorsa, arsanın alanı daha fazla olsa bile o yeri musakkaf (çatılı) saymak gerekir.</p>
<p>Öyleyse mahkemelerce yapılacak ilk iş kiraya konu istasyonun galip vasfının belirlenmesi olacaktır. Nitekim Yargıtay’ın istikrarlı kararları da bu yöndedir.</p>
<p>Yargıtay 6. HD., E. 2016/10174 K. 2016/7307 T. 7.12.2016 kararına göre <em>“Bu durumda uyuşmazlığın çözümü için öncelikle mahallinde keşif yapılarak kiralananın galip vasfının belirlenmesi ve kiralananın 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu&#8217;nun genel hükümlerine mi, yoksa Türk Borçlar Kanunu&#8217;nun konut ve çatılı iş yeri kiralanmasına ilişkin hükümlerine mi tabi olduğu konusunda uzman bilirkişiden denetime elverişli rapor alınarak, varılacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekir”</em></p>
<p>Yargıtay 6. HD. 23.12.2015 T. E: 3132, K: 11384<em> </em>kararına göre,<em> “Kiralananın niteliği sözleşmede akaryakıt istasyonu, hizmet binası olarak gösterilmiştir. Kiralananın galip vasfının çatılı işyeri niteliğinde olup olmadığı anlaşılamamaktadır….Bu durumda mahkemece kiralananın galip vasfı tespit edilerek uygulanacak yasa hükmü belirlendikten sonra yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda bir karar vermek gerekirken…”</em></p>
<p>Yargıtay 6. HD. 22.12.2016 T. E: 2015/10821, K: 7767<em> </em>kararına göre, <em>“Somut olayda; 09.06.2015 tarihli bilirkişi raporu ile kiralananın kapalı alanının 150 m2, açık alanının ise yaklaşık 1.000 m2 yüzölçümünde olduğu belirlenmiştir. Bu belirlemeye göre kiralanan akaryakıt istasyonunun TBK.nun genel hükümlerine tabi bulunduğu anlaşılmaktadır.”</em></p>
<p>Çok büyük bir fark ve niteleme olmadığı sürece Akaryakıt ve LPG istasyonlarının galip vasfı çatısız iş yeri olacağı ve bu sebeple bu yerlerin kiralanmasında uygulanacak hükümlerin Türk Borçlar Kanunu 299.madde ile 338.madde dahil Genel Hükümler Başlığı altında yer alan hükümlerin olacağından hareketle, bunların ayrıntılı olarak neler olduğu konusunu aşağıda inceleyeceğiz.</p>
<p>KİRA  TESPİTİ  BAKIMINDAN :</p>
<p>Konut ve Çatılı İşyeri kapsamına giren taşınmazlarda, koşulları oluştuğu takdirde kira tespiti istenebilirken, bu kapsamda olmayan taşınmazlar için Türk Borçlar Kanunu genel hükümleri uygulama alanı bulacağından, kira tespiti değil yalnızca uyarlama davası açılabilecektir.</p>
<p>Zira kira tespit davaları Türk Borçlar Kanunu’nun 345.maddesinde yer alıp Konut ve Çatılı İş yerleri hükümleri arasında yer aldığından, Genel Hükümlerin uygulandığı çatısız iş yerleri hakkında uygulanması mümkün değildir. Ancak;</p>
<p>6098 Sayılı Borçlar Kanunu 138.maddesinde ;</p>
<p><em>‘Sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum, borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkar ve sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirir ve borçlu da borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olursa borçlu, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün olmadığı takdirde sözleşmeden dönme hakkına sahiptir. Sürekli edimli sözleşmelerde borçlu, kural olarak dönme hakkının yerine fesih hakkını kullanır. Bu madde hükmü yabancı para borçlarında da uygulanır.’ </em></p>
<p>hükmü yer aldığından koşulları varsa uyarlama davası açılabilecektir. Özellikle uzun süreli kira sözleşmelerinde edimler arasındaki dengenin aşırı bozulması ve sözleşmenin taraflar açısından çekilmez hale gelmesi halinde kira parasının günün ekonomik koşullarına uyarlanmasının zorunlu olması bu davanın açılmasını gerektirebilecektir.</p>
<p>Yargıtay 3. HD 2020/2910 E. – 2020/6680 K. sayılı kararına göre;</p>
<p><em> “Somut olayda; taraflar arasında geçerli kabul edilen kira sözleşmesi 15.05.2004 başlangıç tarihli ve 15 yıl gibi uzun süreli olup kiraya veren davacı, 15.05.2015 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere değişen hal ve şartlara göre kira bedelinin uyarlanmasını talep etmiştir. Uzun süreli kira sözleşmelerinde edimler arasındaki dengenin aşırı bozulması ve sözleşmenin taraflar açısından çekilmez hale gelmesi halinde kira parasının günün ekonomik koşullarına uyarlanması için her zaman “ uyarlama “ davası açılabilir. O halde Mahkemece yapılacak iş; az yukarıda açıklanan uyarlama davalarında uygulanması gereken ilke ve esaslar, belirtildiği şekilde tek tek ortaya konulmalı ve konularında uzman üç kişilik bilirkişi kurulundan, tüm bu veriler, kiralananın niteliği, kullanma alanı, konumu, bölgedeki kira parasını da etkileyecek normalin üstündeki imar ve ticaret değişiklikleri, emsal kira paraları<strong>,</strong> vergi ve amortisman giderlerindeki artışlar, döviz kurlarındaki ani ve aşırı iniş ve çıkışlar ile ülkeyi sarsan ciddi ekonomik kriz veya deprem, sel, yangın, salgın hastalık gibi mücbir sebep sayılan doğal afetlere bağlı ödeme esaslarının yeniden düzenlenmesini gerektirecek olayların varlığı araştırılıp değerlendirilmek suretiyle bir rapor alınmalı….”</em></p>
<p>denmek suretiyle bu konuya açıklık getirilmiş olmaktadır.</p>
<p>TAHLİYE  TAAHHÜDÜ BAKIMINDAN :</p>
<p>Tahliye taahhüdü, kiracı tarafından taşınmazın belli bir tarihte tahliye edileceğine dair kiraya verene yazılı olarak taahhüt edilmesidir. Tahliye Taahhüdü Türk Borçlar Kanunu’nun 352. maddesinin 1. fıkrasında yer alıp konut ve çatılı iş yerleri hükümleri arasında bulunduğundan, Genel Hükümlerin uygulandığı çatısız iş yerleri hakkında uygulanması mümkün değildir.</p>
<p>Maddeye göre,</p>
<p>“<em>Kiracı, kiralananın teslim edilmesinden sonra, kiraya verene karşı, kiralananı belli bir tarihte boşaltmayı yazılı olarak üstlendiği hâlde boşaltmamışsa kiraya veren, kira sözleşmesini bu tarihten başlayarak bir ay içinde icraya başvurmak veya dava açmak suretiyle sona erdirebilir.”</em></p>
<p>Genel Hükümlere tabi olarak akdedilmiş olarak kabul edilen Akaryakıt ve LPG İstasyonlarına dair kira sözleşmelerinde Türk Borçlar Kanunu 352/1 hükmü uygulama alanı bulamayacağından, bu doğrultuda bir tahliye taahhüdü yapılamayacak, yapılmış olan tahliye taahhüdü sözleşmelerinden de hukuki bir sonuç elde edilemeyecektir.</p>
<p>SÖZLEŞME  SÜRESİ  BAKIMINDAN :</p>
<p>Türk Borçlar Kanunu 300.maddesine göre, kira sözleşmesi, belirli ve belirli olmayan bir süre için yapılabilir. Kararlaştırılan sürenin geçmesiyle herhangi bir bildirim olmaksızın sona erecek kira sözleşmesi belirli sürelidir; diğer kira sözleşmeleri belirli olmayan bir süre için yapılmış sayılır.</p>
<p>Yine, Türk Borçlar Kanunu 327. maddesine göre, genel hükümlere tabi kira sözleşmelerinde açık ya da örtülü biçimde kira sözleşmesinin başlangıcı ve süresi belli ise kira sözleşmesinde sürenin dolması ile kira sözleşmesi kendiliğinden sona erer. Kiraya veren sözleşmenin bitim tarihinden itibaren bir ay içinde dava açarak süre bitimi nedeniyle tahliye talep edebilir. Genel hükümlere tabi kira sözleşmelerinde belirli süreli kira sözleşmesinin süresiz hale gelmemesi için kiraya veren kira süresi bitmeden veya dava açma süresi içinde kira sözleşmesini yenilemeyeceğine dair ihtarname tebliğ ettirirse kira sözleşmesi yenilenmeyeceği gibi süresiz hale de gelmez. Bu durumda her zaman süre bitimi nedeniyle tahliye davası açılabilir.</p>
<p>Belirli süreli kira sözleşmelerinde belirlenen sürenin dolması halinde taraflar arasında açık bir anlaşma olmaksızın kira ilişkisi sürdürülürse kira sözleşmesi belirsiz süreli sözleşmeye dönüşür.</p>
<p>SONUÇ : Akaryakıt ve LPG istasyonlarının çatısız iş yeri sayılması sebebiyle, kira ilişkilerinin kurulmasında, tahliye ve tesliminde, kira dönemi ve kira bedellerinin tespit ve ödenmesinde Türk Borçlar Kanunu’nun 299.madde ile 338.madde dahil Genel Hükümler Başlığı altında yer alan hükümlerinin uygulanacağı ve 339.maddeden başlayarak 356.madde dahil Konut ve Çatılı İşyeri Kiraları’na dair hükümlerin uygulama alanı bulamayacağı gözden kaçırılmamalıdır.</p>
<div id="fcbk_share"></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.istasyonlaw.com/akaryakit-ve-lpg-istasyonlarinda-kira-sorunlari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İSTASYON &#8211; ÇATILI MI ?  ÇATISIZ MI ?</title>
		<link>http://www.istasyonlaw.com/istasyon-catili-mi-catisiz-mi/</link>
		<comments>http://www.istasyonlaw.com/istasyon-catili-mi-catisiz-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 24 Sep 2025 13:29:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>editör</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.istasyonlaw.com/istasyon-catili-mi-catisiz-mi/</guid>
		<description><![CDATA[Geçtiğimiz günlerde bir akaryakıt istasyonu sahibi, istasyonunu kiraya verdiğini, kira müddeti sonunda kiracının istasyonu tahliye etmek için ayrıca Noterden tahliye taahhüdü verdiğini, böylece tahliyeyi garanti altına aldığını söyledi. Sayın istasyon sahipleri, istasyonlar çatılı iş yerleri olmayıp çatılı iş yerlerinin kiralanması ve tahliyesi hükümlerine tabi değildir. Çatısız iş yeri sayılan istasyonlar Türk Borçlar Kanunu Genel Hükümlerine [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="fcbk_share"></div><p>Geçtiğimiz günlerde bir akaryakıt istasyonu sahibi, istasyonunu kiraya verdiğini, kira müddeti sonunda kiracının istasyonu tahliye etmek için ayrıca Noterden tahliye taahhüdü verdiğini, böylece tahliyeyi garanti altına aldığını söyledi.</p>
<p>Sayın istasyon sahipleri, istasyonlar çatılı iş yerleri olmayıp çatılı iş yerlerinin kiralanması ve tahliyesi hükümlerine tabi değildir. Çatısız iş yeri sayılan istasyonlar Türk Borçlar Kanunu Genel Hükümlerine tabi olup bu sebeple tahliye taahhüdünün yer aldığı 352/1 maddesi burada geçerli olmayacaktır. Bu anlamda bir tahliye taahhüdü almanın anlamı olmayıp tahliyeyi başkaca zorlayıcı hüküm, teminat vs.ile sağlamak gerekir.</p>
<p>Yine Türk Borçlar Kanunu Genel Hükümlerine tabi olan çatısız iş yerlerinde kira bedelinin tespiti davası da açılamayacağından, hem istasyon hem de kiracı tarafın bu hususu da dikkate alması gerekir.</p>
<p>Bu açıklamalarımız tamamen galip vasfı açık alan olan istasyonlar için geçerli olup, örneğin kapalı alanı 5000 m2, açık alanı 500 m2 olan bir istasyonun çatılı iş yeri olarak kabulü gerekecek diyebilsek de yaptığı iş bakımından asıl işin açık alanda yapılması sebebiyle bize göre çatısız iş yeri olarak kabul edilmelidir. Her olayın özelliğine göre bilirkişilerce yapılacak tespit sonrası uygulanacak hükümlerin ne olacağına hakim tarafından karar verilecektir.</p>
<div id="fcbk_share"></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.istasyonlaw.com/istasyon-catili-mi-catisiz-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ÖNCE  ASGARİ MESAFE</title>
		<link>http://www.istasyonlaw.com/once-asgari-mesafe/</link>
		<comments>http://www.istasyonlaw.com/once-asgari-mesafe/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 14 Aug 2025 12:57:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>editör</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.istasyonlaw.com/once-asgari-mesafe/</guid>
		<description><![CDATA[5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu’nun 2. maddesindeki tanım ve kısaltmalara göre, kilometre tahdidi, şehir içi veya şehirlerarası trafiğe açık yollarda aynı istikamette iki akaryakıt istasyonu arasındaki, Kurul tarafından çıkarılacak yönetmelikte belirlenecek asgarî mesafeyi belirtmektedir. Yasanın 8.maddesinin son fıkrasına göre de, Akaryakıt ve LPG istasyonları arasındaki mesafeler, aynı yönde olmak üzere, şehirler arası yollarda on kilometreden, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="fcbk_share"></div><p>5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu’nun 2. maddesindeki tanım ve kısaltmalara göre, kilometre tahdidi, şehir içi veya şehirlerarası trafiğe açık yollarda aynı istikamette iki akaryakıt istasyonu arasındaki, Kurul tarafından çıkarılacak yönetmelikte belirlenecek asgarî mesafeyi belirtmektedir. Yasanın 8.maddesinin son fıkrasına göre de, Akaryakıt ve LPG istasyonları arasındaki mesafeler, aynı yönde olmak üzere, şehirler arası yollarda on kilometreden, şehir içi yollarda bir kilometreden az olmamak üzere Kurul tarafından çıkarılacak ve 01.01.2005 tarihinde yürürlüğe girecek yönetmelikle düzenlenir.</p>
<p>Bu durumda 5015 sayılı Kanun kapsamında asgari mesafenin alt sınırları belirlenmiş, şehir içi yollarda bir km, şehirler arası yollarda 10 km den az olmamak üzere mesafe ayarlaması 01.01.2005 tarihinde çıkartılacak yönetmeliğe bırakılmıştır.</p>
<p>17.06.2004 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren Petrol Piyasası Lisans Yönetmeliği’nin 59/a maddesine göre, mesafe kısıtlaması maddesi olan 45. madde 01.01.2005 tarihinde yürürlüğe girmiştir.<br />
Petrol Piyasası Lisan Yönetmeliği 45. Maddesine göre,<br />
İki akaryakıt ve/veya LPG istasyonu arasındaki mesafe, aynı yönde olmak üzere;<br />
a) Şehirlerarası yollarda on,<br />
b) Şehir içi yollarda bir,<br />
kilometreden az olamaz.</p>
<p>5015 sayılı Kanunun yayınlanmasından sonra Kanunun Geçici 1. maddesine göre faaliyette olan istasyonlara, 20.12.2004 tarihine kadar durumlarını bu kanuna uygun hale getirerek lisans başvurusunda bulunma mecburiyeti getirilmiştir. Yine madde, başvurusunu yapmış ancak işlemlerini tamamlayamayan kişilerin faaliyetlerinin devamı için üç ayı aşmamak üzere kurumca ek süre verilebileceğini de hüküm altına almıştır.</p>
<p>Kanundaki sürelerde başvurmayan veya süresinde başvurduğu halde süresinde durumunu kanundaki şartlara uygun hale getirmeyenlerin faaliyetleri, sürenin bitim tarihi itibarıyla durdurulacaktır. Daha önceden verilen hak, izin ve yetki doğurucu her türlü karar, işlem ve evrakın başkaca bir işleme gerek kalmaksızın hükümsüz hale geleceği de maddede belirtilmiştir.<br />
Bu duruma göre, kanunun yürürlüğe girdiği 20.12.2004 tarihinden itibaren bir yıl içinde yani 20.12.2005 tarihine göre lisans başvurusunda bulunanlar, başvurup da eksik evrak sebebiyle kendilerine 3 ay verilen istasyonların lisans almaları durumunda mesafe tutanağına tabi olmayacakları kanunun bütününün gereğidir. Yani süresinde başvurup da eksikliklerini de 3 ay içinde tamamlayan istasyonların lisansları EPDK tarafından hangi sürede verilirse verilsin mesafe tutanağından muaftır.</p>
<p>Özetleyecek olursak yeni bir akaryakıt istasyonu açmak istediğimizde, imar, lejant, çalışma ruhsat vs. hangi konuda olursa olsun tüm işlemlerin temeli asgari mesafe olacaktır. Asgari mesafenin tutmadığı bir konumda diğer hiç bir işleme başlanmaması, inşai vs.harcama yapılmaması esas olmalıdır.</p>
<p>Eğer şehir içi yollarda bir ve şehirlerarası yollarda on kilometre mesafede ve aynı yönde bir başka istasyon sizden önce lisans almışsa, bu lisansın iptal edilmesi dışında istasyonunuza lisans alma imkanı yoktur.</p>
<div id="fcbk_share"></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.istasyonlaw.com/once-asgari-mesafe/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İstasyonda Taşıt Tanıma Sistemi</title>
		<link>http://www.istasyonlaw.com/istasyonda-tasit-tanima-sistemi/</link>
		<comments>http://www.istasyonlaw.com/istasyonda-tasit-tanima-sistemi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Dec 2024 18:09:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>editör</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[taşıt tanıma]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.istasyonlaw.com/istasyonda-tasit-tanima-sistemi/</guid>
		<description><![CDATA[5 Ekim 2023 Tarih ve 2330 Sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan “Ulusal Taşıt Tanıma Sistemi Uygulama Genel Tebliği (Sıra No:1)” inde değişiklik yapan 7 Aralık 2024 Tarih ve 32745 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan “Ulusal Taşıt Tanıma Sistemi Uygulama Genel Tebliği (Sıra No:1)’nde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (Sıra No:3)” le birlikte sistemin Akaryakıt İstasyonlarına yüklenen sorumlulukların neler [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="fcbk_share"></div><p>5 Ekim 2023 Tarih ve 2330 Sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan “Ulusal Taşıt Tanıma Sistemi Uygulama Genel Tebliği (Sıra No:1)” inde değişiklik yapan 7 Aralık 2024 Tarih ve 32745 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan “Ulusal Taşıt Tanıma Sistemi Uygulama Genel Tebliği (Sıra No:1)’nde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (Sıra No:3)” le birlikte sistemin Akaryakıt İstasyonlarına yüklenen sorumlulukların neler olduğuna dair bir yazının kaleme alınmasını zorunlu kılmıştır.</p>
<p>Öncelikle hangi ihtiyacın böyle bir düzenlemeyi zorunlu kıldığına bakalım dediğimizde karşımıza tebliğin 1.maddesinde şu hüküm çıkıyor:</p>
<p><em>(1) </em><em>Akaryakıt piyasasında rekabet eşitliğinin sağlanması ve kayıt dışı ekonomi ile etkin bir şekilde mücadele edilmesi amacıyla birçok düzenleme ve çalışma hayata geçirilmiştir. Bu kapsamda, daha önce akaryakıt pompalarına bağlanma mecburiyeti getirilen ödeme kaydedici cihazların, elektronik ortamda anlık veri aktarımı yapabilen, güvenlik seviyesi yükseltilmiş ve belirlenen diğer teknik özellikleri taşıyan yeni nesil akaryakıt pompa ödeme kaydedici cihazlar ile değiştirilmesine yönelik usul ve esaslar 24/3/2021 tarihli ve 31433 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği (Sıra No: 527) ile belirlenmiştir.</em></p>
<p><em>(2) </em><em>(2) Söz konusu düzenleme ve çalışmaların devamı mahiyetinde olmak üzere, akaryakıt istasyonlarında Ulusal Taşıt Tanıma Sistemi kurulması zorunluluğu getirilmesi, akaryakıt istasyonlarında yapılan akaryakıt satışlarında plaka bilgisinin söz konusu sistem kullanılarak yeni nesil akaryakıt pompa ödeme kaydedici cihazlara otomatik gönderilmesine ilişkin teknik özelliklerin belirlenmesi, bahse konu sisteme ilişkin uygulamaların Darphane ve Damga Matbaası Genel Müdürlüğünce yetkilendirilen firmalar tarafından mükelleflerin ve nihai tüketicilerin kullanımına sunulması, sistem kapsamında bilgi paylaşılması ile uygulamaya ilişkin diğer usul ve esasların belirlenmesi bu Tebliğin amaç ve konusunu oluşturmaktadır.</em></p>
<p><em> </em></p>
<p>Bu hükümden anlaşılan odur ki, konunun akaryakıt piyasasının düzeniyle bir ilgisi olmayıp tamamen devletin vergi düzenine dair bir düzenlemedir  ve tebliğin hiçbir yerinde 5015 ve 5307 sayılı Kanunl’ara bir gönderme de yapılmamıştır. Zaten tebliğin 2.maddesinde yasal dayanağın tamamen Vergi Usul Kanunu ve diğer ilgili mali mevzuat olduğu da açıklanmıştır.</p>
<p>Yazımızın ilerdeki bölümlerinde açıklama yapılacağından, tebliğdeki Akaryakıt ve Akaryakıt İstasyonunun ne olduğunun da tebliğde açıklamasını paylaşmak da zorunludur.</p>
<p>c) Akaryakıt: Benzin, motorin, LPG, doğalgaz ve benzeri ürünleri,</p>
<p>ç) Akaryakıt İstasyonu: Taşıtlara perakende olarak akaryakıt satışı yapan işletmeleri,</p>
<p>Tebliğin 5.maddesine göre,</p>
<p><em>Akaryakıt pompa tabancalarına TTO takılması zorunluluğu getirilmiş olup, zorunluluğa ilişkin usul ve esaslar aşağıda belirtilmiştir:</em></p>
<p>“<em>a) Akaryakıt istasyonu işleten mükelleflerin, en az bir pompa ünitesinin tabanca aparatları üzerine nitelikleri Darphane tarafından belirlenen ve Darphane ya da yetkili firmalar tarafından üretilen TTO’ları </em>(Taşıt Tanıma Okuyucu Cihazı)<em> temin ederek 31/12/2024 tarihine kadar taktırmaları zorunludur.”</em></p>
<p>Bu tarih 7.12.2024 tarihli tebliğde yapılan değişiklikle “31/1/2025” olarak uzatılmıştır. Aynı değişiklikle,</p>
<p><em>“Söz konusu tarih sonrasında mükellefiyet tesis edilmesi veya şube işyeri açılması durumunda mükellefiyetin tesis edildiği veya şube işyerinin açıldığı tarihten itibaren en geç 60 gün içerisinde akaryakıt istasyonlarında en az bir pompa ünitesinin tabanca aparatları üzerine TTO taktırılacaktır. Ancak bu süre içerisinde fiilen akaryakıt satışına başlanması durumunda satışa başlamadan önce bu zorunluluk başlayacaktır.” </em>hükmü eklenmiştir.</p>
<p>Seçilecek pompa ünitesi üzerinde takılı tabanca aparatlarında hangi tür ürünün olacağına dair bir açıklama ilk tebliğde bulunmamaktadır. Zira seçilen pompa ünitesinde benzin ve motorin pompaları var ise, LPG ve doğalgaz ürünlerinin satışı nasıl yapılacaktır. Taşıt tanıma Okuyucuları pompa üzerine takılı olacağından, takılı olmayan pompadan yapılan satışta sistemsel olarak pompaların birbirine bağlı olması mı sağlanacaktır, bu bir teknik konu olup tebliğden anlaşılamamaktadır.</p>
<p>Tebliğde yapılan değişiklikle,</p>
<p><em>“Birden fazla ya da benzin veya motorin dışındaki bir yakıt türüyle çalışan taşıtlara yakıt tedarik eden pompa ünitelerinde kullanılacak TTO ve ilgili diğer donanımlar, teknik çözümler ve yöntemlere ilişkin hususlar ile montaj işlemlerine ait süreçler Darphane tarafından ayrıca belirlenebilecektir.”</em> hükmü getirilmek suretiyle bu sorunun nasıl çözüleceği açıklansa da uygulamada en çok sorunun bu hükümlerden çıkacağını düşünmekteyiz.</p>
<p>Tebliğin 9.maddesinde belirtilen sorumluluklar ise ayrıntılı olarak belirtilmiştir.</p>
<p>Kurulan sistemde,</p>
<p>UTTS (sistem elemanları arasındaki iletişimi ve bu cihazların birlikte çalışmasını sağlayan, sistem kapsamındaki bilgilerin kaydedilmesine, saklanmasına ve paylaşılmasına imkân veren Ulusal Taşıt Tanıma Sistemi) kapsamında yapılmış bağlantıların korunması ve sistemin sürekli çevrim içi bağlantılı olmasının sorumluluğu akaryakıt istasyonu işleten mükellefe aittir.</p>
<p>Bu UTTS unsurları kiralanamaz, devredilemez, aktivasyon işlemi yapılmadan satılamaz veya diğer yollarla kullandırılamaz.</p>
<p>Akaryakıt istasyonu işleten mükellefler, UTTS kapsamında 6 ncı maddede belirlenen TTB (Yakıt verilen taşıtların yakıt depo girişine monte edilebilen ve söküldüğünde tekrar kullanılamayan, taşıta ait plaka bilgisi, mükellefe ilişkin bilgiler gibi hususları hafızasında muhafaza eden ve bu bilgilerin akaryakıt alımı sırasında TTO vasıtasıyla pompa ünitelerinin bağlı olduğu YN Pompa ÖKC’lere otomatik olarak iletilmesine imkân sağlayan pasif bir devre ve anteni içeren Taşıt Tanıma Birimi) takılı taşıtların plaka bilgileri ile YN Pompa ÖKC üzerinde otomatik olarak görünen plaka bilgisinin doğruluğunun kontrolünü yapmakla yükümlüdür.</p>
<p>Tebliğde yapılan değişiklikle,</p>
<p><em>“Akaryakıt istasyonu işleten mükellefler ile taşıt sahipleri, bu Tebliğin 5 inci ve 6 ncı maddeleri gereğince 31/1/2025 tarihine kadar taktırma ve kullanma yükümlülükleri bulunan TTO, TTB ve diğer donanımlara ilişkin olarak söz konusu tarihe kadar utts.gov.tr adresinden gerekli başvuru ve kayıt işlemlerini yapmak şartıyla bahse konu donanımları en geç 30/4/2025 tarihine kadar taktırarak ya da montajını yaptırarak kullanmaya başlayabilirler.”</em> denmek suretiyle 31.01.2025 tarihine kadar kayıt yapılması halinde sistemin 30.04.2025 tarihine kadar kurulmasına olanak tanınmıştır.</p>
<p>Cezai hükümler ise tebliğin 10.maddesinde şöyle açıklanmıştır.</p>
<p><em>“Bu Tebliğde belirlenen usul ve esaslara aykırı hareket eden veya belirlenen sürelerde öngörülen yükümlülükleri yerine getirmeyenler hakkında 213 sayılı Kanunun ilgili ceza hükümleri uygulanır.”</em></p>
<p>Yukarıda belirtildiği gibi Taşıt tanıma Sistemiyle ilgili sorumluluk petrol ve LPG piyasasıyla ilgili 5015 ve 5307 sayılı Kanun’lara yani piyasa faaliyetine ilişkin olmayıp Vergi Usul Kanunu hükümleri uygulanacaktır.</p>
<p>Her iki tebliğde de, akaryakıt istasyonlarına ve araç sahiplerine getirilen yükümlülükler ayrıntılı olarak açıklansa da, sistemi hazır hale gelen akaryakıt istasyonuna taşıt tanıma sistemi takılı olmayan aracın yakıt almak için gelmesi halinde hangi sonuçlarla karşılaşılacağına dair bir açıklama yapılmamıştır. Sistem takılı olmayan araca istasyon sistemi akaryakıt ikmali izni vermeyecek midir ?, sistem izin verse de istasyonun bunda sorumluluğu ne olacaktır halen bir bilinmez olarak önümüzde durmaktadır. Sistem takılı araç sistem takılı olmayan istasyondan yakıt alabilecek midir ? Aracın depo girişi buna engel mi olacaktır ? hepsi bir bilinmez şu anda.</p>
<p><em> </em></p>
<p><em> </em></p>
<div id="fcbk_share"></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.istasyonlaw.com/istasyonda-tasit-tanima-sistemi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>AKARYAKIT-LPG BAYİLERİNDEN KÂR  MAHRUMİYETİ TALEP EDİLMESİNİN, İKİ YARGITAY HUKUK GENEL KURUL KARARI AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ</title>
		<link>http://www.istasyonlaw.com/akaryakit-lpg-bayilerinden-kar-mahrumiyeti-talep-edilmesinin-iki-yargitay-hukuk-genel-kurul-karari-acisindan-degerlendirilmesi/</link>
		<comments>http://www.istasyonlaw.com/akaryakit-lpg-bayilerinden-kar-mahrumiyeti-talep-edilmesinin-iki-yargitay-hukuk-genel-kurul-karari-acisindan-degerlendirilmesi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 05 Dec 2024 07:42:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>editör</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.istasyonlaw.com/akaryakit-lpg-bayilerinden-kar-mahrumiyeti-talep-edilmesinin-iki-yargitay-hukuk-genel-kurul-karari-acisindan-degerlendirilmesi/</guid>
		<description><![CDATA[Akaryakıt ve LPG dağıtım şirketleri asıl ve genelde ek sözleşmelerle bayiye asgari mal alma taahhüdü yüklemektedirler. Genel olarak bunun amacı bayinin mal satımındaki gayretini artırmak ve yine dağıtım şirketinin de yıllık dağıtım planını ve kanunun kendilerine yüklediği asgari dağıtım miktarını tutturmaktır. Ancak asıl amaç bu olsa da dağıtım şirketleri asgari alım taahhüdünü ileride bayiye baskı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="fcbk_share"></div><p>Akaryakıt ve LPG dağıtım şirketleri asıl ve genelde ek sözleşmelerle bayiye asgari mal alma taahhüdü yüklemektedirler. Genel olarak bunun amacı bayinin mal satımındaki gayretini artırmak ve yine dağıtım şirketinin de yıllık dağıtım planını ve kanunun kendilerine yüklediği asgari dağıtım miktarını tutturmaktır. Ancak asıl amaç bu olsa da dağıtım şirketleri asgari alım taahhüdünü ileride bayiye baskı aracı kurmak maksadıyla sözleşmelerinde yer vermektedirler. Zira asgari alım miktarını tutturamayan bayilere bayilik sözleşmelerinin uzatılmaması halinde tazminat ödeme konusunda baskı yapılması amacıyla kullanılan asgari alım taahhüdü, bu konudaki uyuşmazlıklarda görülen davalarda bilirkişilerce de raporlarında özellikle yer verilen bir konudur</p>
<p>Asgari alım miktarının bayinin açıkça aleyhine ve onun durumunu güçleştirici miktarda olması halinde TBK Md.27 hükmüne göre hukuka, ahlaka ve kamu düzenine aykırılıktan mahkemece hükümsüzlüğe karar verilebilecektir.</p>
<p>Ancak asgari alım taahhüdünün TMK Md.27 hükmüne aykırı olmaması durumunda, sözleşmeler ve varsa eklerinde yer alan yıllık asgari alım taahhüdüne uymama halinde, TBK 179/II de yer alan ifaya eklenen ceza koşulu söz konusu olmaktadır. Bu durumda dağıtıcı hem ifayı hem de cezai şartı talep edebilecektir.</p>
<p>Maddeye göre dağıtıcı iki halde ceza koşulunu talep edemez. Bunlardan ilki ceza koşulunu isteme hakkından açıkça vazgeçmedir. Diğeri ise, alacaklı çekince koymadan ifayı kabul etmiş veya sözleşmeden doğan edimlerini ifa etmeye devam etmişse bu durumda da ceza koşulunu talep edemez.</p>
<p>Bu konuda Yargıtay 19.Hukuk Dairesi’nin E:2014/720-K:2014/3105 sayılı ilamında, TBK 179/II de tarif edildiği şekilde geriye dönük olarak asgari alım taahhüdünden doğan kâr kaybının hangi koşullarda istenebileceği net olarak açıklanmıştır.</p>
<p>Karara göre, bayinin yıllık asgari ürün alımı taahhüdü bulunmasına rağmen yıllar itibariyle bu taahhüde uyulmamış ise dağıtıcı firmanın, TBK’nun 179/II. md. uyarınca hem ifayı hem de ceza koşulunu talep edebilmesi için takip eden yılda henüz bayie mal vermeden önce ceza koşulu ile ilgili “çekince” (ihtirazi kayıt) bildirmesi ya da bu konuda bayie noterden bir ihtarname göndermesi gerekir. Çekince için bir şekil şartı getirilmemiştir. Tedarikçi, taahhüde aykırı davranılmış olan yılı takip eden yeni yıldaki ilk fatura ve irsaliyeye koyacağı bir açıklama (şerh) ile bu koşulu yerine getirebilir. Bu şekilde bir çekince (ihtirazi kayıt) konulduktan veya ihtar çekildikten sonra tedarikçi (sağlayıcı) firma, mal vermeye (ifaya) devam etse bile önceki yıla ilişkin ceza koşulu alacağını sözleşme zamanaşımı süresi içinde her zaman talep edebilir. Sonraki yıllarda da aynı kural geçerlidir. Tekrarlamak gerekirse, her yıl sonunda bir önceki yıla dair ceza koşulunun istenebilmesi, takip eden yılda henüz ifaya başlanmadan önce çekince (ihtirazi kayıt) bildirilmesi veya ihtar çekilmesine bağlıdır. Bunlar yapılmadan müteakip yılın ifası gerçekleşmişse artık bir önceki yıla ait ceza koşulu istenemez. Çekince konmuş veya ihtar çekilmiş olan yıllarla ilgili ceza koşulunun istenebileceği ise kuşkusuzdur.</p>
<p>179/ II. Maddesinde öngörülen hüküm, emredici nitelikte olmadığından taraflar, sözleşme serbestisi ilkesi gereğince aralarında farklı bir düzenleme yapabilirler. Örneğin, sözleşmenin feshi halinde hem cezai şart hem de kâr mahrumiyeti ödeneceğini kararlaştırabilirler. Ancak sözleşmenin feshi halinde cezai şart ödeneceğinin kararlaştırılmış olduğu hallerde, Yargıtay HGK’nun 20.01.2013 T. 2012/19-670 E. 2013/171 K. sayılı kararında da açıklandığı üzere, sözleşme süresi içinde çekince konmadan uzun süre ifaya devam edilmesi üzerine borçluda, “ceza koşulu istenmeyeceği” ne dair haklı bir güven oluşmuş ise oluşan bu haklı güven ve dürüstlük ilkesi nedeniyle önceki yıla veya yıllara ait ceza koşulları talep edilemez.</p>
<p>Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E: 2012/19-670 K: 2013/171 T:20.01.2013</p>
<p><em>Taraflar arasındaki “ceza-i şartın tazmini” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda;   İstanbul 6.Asliye Ticaret Mahkemesi’nce davanın reddine dair verilen 20.10.2009 gün ve E:218, K:626 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 19.Hukuk Dairesinin 20.09.2010 gün ve 2010/2907 – 9997 sayılı ilamı ile;</em></p>
<p><em>(…Dava, bayilik sözleşmesiyle  belirlenen  eksik ürün alımı hali için öngörülen cezai şartın tahsili istemine ilişkindir.</em></p>
<p><em>Davalı vekili,  sözleşme ile  belirlenen tonaj  taahhütlerinin  hiçbir zaman  yerine getirilmediğini, ödemelerin  ihtirazı kayıt  konulmadan  kabul edildiğini, sözleşme  süresince  cezai şartın uygulanmadan  ticari ilişkinin  devam ettirildiğini bildirerek davanın reddini  istemiştir.</em></p>
<p><em>Mahkemece, taraflar arasındaki uyuşmazlığın  sözleşmeyle  eksik ürün alımı için öngörülen  cezai şartın istenip  istenemeyeceği noktasında  toplandığı, davacının  bayilik ilişkisinin  kurulduğu 06.10.1998 tarihinden sonraki ilk yıl ortaya çıkan eksik mal alımı nedeniyle ihtarname ile davalıdan talep ettiği  cezai şart ödenmemesine rağmen bu konuda dava açmadığı, sonraki 9 yılın tamamında davalının taahhüt ettiği miktarda ürün almamasına  rağmen, davalıyla  bayilik ilişkisini sürdürdüğü, bu durumun  davacının bayilik sözleşmesinin 15.maddesindeki tonaj taahhüdü ve cezai şart hükümlerinin uygulanmasından zımnen vazgeçtiği anlamını taşıdığı, davalının sözleşme süresince başkasından akaryakıt ürünü almaması ve davacının da hiçbir zaman sözleşmede  öngörülen asgari miktarda akaryakıt ürünü almamasına rağmen davalıya ürün sağlamaya devam ettiği ve ürün bedellerini de ihtirazı kayıtsız kabul etmesi karşısında, esasen sözleşmenin 15.maddesinin fiilen ortadan kalktığı, asgari alım taahhüdünün  uygulanamayacağı  ve bu konuda  cezai şart  istenmeyeceği konusunda 9 yıl süren bir uygulamanın  oluştuğu gerekçesiyle  davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince temyiz edilmiştir.</em></p>
<p><em>Taraflar arasında bayilik sözleşmesi imzalandığı, bu sözleşmenin 12.maddesi gereğince müddetinin 10 yıl olduğu, 13.maddesi gereğince sözleşmenin herhangi bir hükmünün  kısmen veya  tamamen ihlal edilmesi  halinde davacıya davalı bayi tarafından  her seferinde  50.000 USD  cezai şart ödenmesinin kabul ve taahhüt edildiği 15.maddesinde ise bayiinin yılda asgari  8.000 ton benzin,  motorin gaz  satmayı taahhüt ettiği, hususları sabittir.</em></p>
<p><em>Somut olayda, uyuşmazlık  davalı bayiinin  anılan sözleşmenin  15.maddesinde gösterilen  yılda asgari  8.000 ton  beyaz malı taahhüdüne uygun olarak sözleşme süresince  satmadığı, bir başka deyişle  taahhüt ettiği  kotayı doldurmadığı, bu ihlalin sözleşme süresince devam edegeldiği, sözleşme süresinin bitiminden sonra davacının eksik mal alımından dolayı davalıdan cezai şart talep edemeyeceği  noktasında  toplanmaktadır.</em></p>
<p><em>Davalı bayii, sözleşmede  almayı taahhüt  ettiği malı  sözleşmenin  bitim tarihine kadar alma imkanına  sahiptir. Davacının  devam eden  sözleşme  süresinde  malın eksik alınması nedeniyle  cezai şart talep etmemiş  olması  davalıya atıfet  tanıdığı, bu haktan sarfınazar  ettiği anlamına  gelmez. Çünkü  bir yılda alınacak  mal miktarının  gösterilmiş  olması sözleşme  süresi olan 10 yılda  alınacak mal bedelinden indirim yapılmasını  gerektirmez. Mahkemece  sözleşme  hükümlerinin  bu şekilde  değerlendirilerek  zamanaşımı süresince davacının  bu  davayı  açmakta  hakkı olduğu  gözetilerek  tayin olacak  cezai şart  üzerinde  durulup sonucuna göre  bir karar verilmesi  gerekirken  yazılı gerekçelerle  davanın reddine dair verilen kararda isabet görülmemiştir…)<br />
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.</em></p>
<p><em>HUKUK GENEL KURULU KARARI:</em></p>
<p><em>Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:<br />
Dava, bayilik sözleşmesiyle  belirlenen  eksik ürün alımı hali için öngörülen cezai şartın tahsili istemine ilişkindir.</em></p>
<p><em>Mahkemece, davanın reddine dair verilen karar davacı vekilinin temyizi üzerine, Özel Daire’ce yukarıda yazılı gerekçeyle bozulmuş; yerel mahkemece önceki hükümde direnilmiştir. Direnme hükmünü, davalı vekili temyize getirmiştir.</em></p>
<p><em>Dosyadaki mevcut belge ve delillerden anlaşıldığı üzere; davanın tarafları arasında 06.10.1998 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere, akaryakıt ürünleri (benzin, gaz, motorin) ve diğer malları bulundurmayı, teşhir etmeyi ve satmayı, davacı şirketin izni olmaksızın başkaca bir mal bulundurmamayı hedef tutan bir bayilik sözleşmesi imzalanmıştır.</em></p>
<p><em>Anılan sözleşmenin 15.maddesinde, davalı şirketin (Bayi), yılda asgari sekizbin (8.000) ton beyaz mal (Benzin, Motorin, Gaz) satmayı taahhüt ettiği, bu hedefin altında kaldığı takdirde davalı şirketin, her eksik ton başına o günkü Merkez Bankası döviz satış kuru üzerinden olmak üzere, otuz (30) Amerikan Doları karşılığı ceza-i şartı ödemeyi kabul ve taahhüt ettiği anlaşılmaktadır.</em></p>
<p><em>Davacı şirket vekili tarafından, davalı şirkete (Bayi) gönderilen Beyoğlu 9.Noterliğinin 10 Mart 2000 tarih ve 05362 yevmiye nolu ihtarnamesinde özetle; 06.10.1998 tarihli bayilik sözleşmesinin 15.maddesine göre her yıl 8000 ton akaryakıt ürününü müvekkilin bayisi sıfatıyla alıp satması gerekirken bunu haksız olarak yerine getirmediği, Ocak/1999 ila Ocak/2000 döneminde yalnızca 2379 ton akaryakıt ürünü alıp sattığı, sözleşmenin 15. maddesi gereği eksik mal alımından kaynaklanan (5621 X 30 USD=168.630 USD) 168.630-USD doları müvekkil şirkete bir yılda eksik sattığı maldan dolayı kar mahrumiyetinin ödenmesi gerektiği, bu yükümlülüğün 15 gün içinde defaten ve nakten müvekkil şirketin hesabına yatırması ve bundan sonra da sözleşme hükümlerine uymayı, aksi takdirde aleyhine dava ikame ederek müvekkil şirketin, sözleşmeye uymamadan dolayı mahrum kaldığı karın faiziyle birlikte tazmini cihetine gidileceği belirtilmiştir.</em></p>
<p><em>Bunun üzerine, davalı şirket (Bayi) tarafından davacı şirkete gönderilen Altındağ 4.Noterliğinin 24 Mart 2000 tarih ve 06162 yevmiye nolu cevabi ihtarnamesinde özetle; akaryakıt istasyonunun mevcut konumu itibariyle yıllık 8000  sekizbin (8.000) ton beyaz mal satışının mümkün olmadığını, dağıtım şirketi bu durumdan hoşnut değilse, bayilik sözleşmesinin feshi ile ilgili şartları görüşmeye hazır olduklarını, kendilerine bununla ilgili bir (1) ay içerisinde yer ve zamanın bildirilmesinin istendiği, bu bağlamda sözleşmenin 15.maddesinin dikkate alınmaması kaydı ile bayiliklerinin devamına aksi takdirde fesih şartlarını görüşmek üzere biraraya gelmeye hazır olduklarını bildirmiştir.</em></p>
<p><em>Taraflar, az yukarıda içeriklerine yer verilen ihtarnamelere rağmen ticari ilişkilerini sözleşmenin kalan süresi olan dokuz (9) yıl boyunca sürdürmüşlerdir. Bu ticari ilişkinin devamı sırasında, davalı şirket (Bayi), sözleşme gereği her yıl satmayı taahhüt ettiği miktarın altında beyaz mal satmıştır.</em></p>
<p><em>Davalı şirket (Bayi), davacı şirkete gönderdiği Altındağ 4.Noterliğinin 11 Temmuz 2008 tarih ve 19990 yevmiye nolu ihtarnamesiyle, sona erecek olan bayilik sözleşmesini yenilemeyeceklerini belirterek, 06.10.2008 tarihinden itibaren feshettiklerini bildirmiştir.<br />
Bunun üzerine, davacı şirket, davalı şirkete (Bayi) gönderilen Üsküdar 3.Noterliğinin 18 Eylül 2008 tarih ve 19990 yevmiye nolu ihtarnamesiyle; davalı tarafından eksik satın alınan 45.370 ton ürün karşılığı şimdilik 2.722.200-USD’nin 10 gün içinde ödenmesi aksi takdirde yasal yollara başvurulacağı bildirilmiş; hemen akabinde ise, 20.03.2009 tarihinde fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere, ifaya ekli ceza-i şartın tazmini için eldeki dava açılmıştır.</em></p>
<p><em>Gerek davanın tarafları gerekse Yerel Mahkeme ile Yüksek Özel Daire arasında, az yukarıda içeriklerine yer verilen maddi olgunun gerçekleşme biçimi konusunda, herhangi bir uyuşmazlık bulunmamaktadır.</em></p>
<p><em>Uyuşmazlık; davacının sözleşmenin ilk yılında (Ocak 1999 ila Ocak 2000) tutturulamayan tonaj taahhüdü (sözleşmenin 15.maddesi) için ihtarname göndermesi üzerine davalının bu hükmün hiçbir zaman yerine getirilemeyeceğini, bu nedenle de sözleşmenin 15.maddesinin dikkate alınmaması kaydıyla sözleşmenin ifaya devam edilmesini aksi takdirde fesih şartlarını görüşmeye hazır olduklarını cevabi ihtarname ile bildirmesi ve davacının buna rağmen dava açmayarak kalan dokuz (9) yıl boyunca sözleşmeyi ifaya ve kendine yarar sağlamaya devam etmesi karşısında, taraflar arasındaki sözleşmenin 15.maddesinin uygulanmayacağı yönünde bir anlaşmanın meydana gelip gelmediği; dolayısıyla bu durumun davalı tarafta haklı bir güven oluşturup oluşturmayacağı; burada varılacak sonuca göre, davacı yararına ceza-i şart tazminatına mahkemece hükmedilmesi gerekip gerekmediği, noktalarında toplanmaktadır.</em></p>
<p><em>Uyuşmazlığın çözümünde etkili olan “İrade beyanları”, bir sözleşmenin kurulmasını amaçlayan “İcap (Öneri)” ve “Kabul” kavramlarının açıklanmasında yarar vardır:</em></p>
<p><em>Hemen belirtilmelidir ki, irade beyanı, bir ruhî hâdiseden bir başkasını haberdar etmek üzere yapılan ve bununla özel hukuk alanındaki ilişkilerde değişiklik yapılması, yeni ilişkiler yaratılması veya bu gibi ilişkilerin ortadan kaldırılmasının istendiği, hayatta edinilen tecrübelere, örf ve âdete göre halin icaplarından anlaşılan iradenin hareket ve faaliyeti olarak tanımlanabilir (Belbez, Hikmet: Akitlerde Sükutun Ehemmiyeti, AÜHF Dergisi, Yıl:1944, Sayı:2, Sahife:221).</em></p>
<p><em>İrade beyanları açık (sarih) olabileceği gibi, örtülü (zımni) de olabilir (Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu m.1/II.fıkra).</em></p>
<p><em>Beyanın anlam ve konusu hiçbir yoruma ve karışıklığa meydan vermeyecek şekilde beyan vasıtalarından, yani kullanılan söz, yazı veya işaretlerden anlaşılıyorsa, bu, açık bir irade beyanıdır.  Zımni irade beyanı ise, iradenin varlığını gösteren davranışı ifade eder. Bu anlamda, açık olmayan her türlü irade beyanı, zımni irade beyanıdır. İrade beyanının anlamının, yani sonuç (işlem) iradesinin doğrudan doğruya söz veya işaretlerden çıkmaması, anlaşılmaması halinde, zımni irade beyanı sözkonusu olur. Başka bir deyişle, zımni irade beyanlarında beyan sahibinin davranışı, işlem iradesini dolaylı bir şekilde ifade eder; onun davranışından, dolaylı olarak işlem iradesine sahip olduğu sonucu çıkar (Eren, Fikret: Borçlar Hukuku, Genel Hükümler, 11.Baskı, İstanbul 2009, Sahife:124).</em></p>
<p><em>İcap (öneri), bir akdi meydana getirmek amacı ile bir şahsın teklifini ihtiva eden ve karşı tarafa yöneltilen bir irade beyanıdır. Kabul ise, yapılan bir öneriye karşılık karşı taraf(muhatap) tarafından önerene yöneltilen ve sözleşmeyi öneriye uygun olarak meydana getirme arzusunu kesin olarak ifade eden irade beyanıdır. Kanunun veya tarafların anlaşması ile, yapılacak sözleşme için bir şekil öngörülmüş olmadıkça ya da önerene kabul için bir şekle uyulmasını şart kılmış olmadıkça, kabul beyanı bir şekle bağlı değildir; sözle, yazı ile veya kanaat verici bir davranışla yapılabilir (Oğuzman/Öz:Borçlar Hukuku, Genel Hükümler, İstanbul 2012, Sahife:51, 66).</em></p>
<p><em>Bu bağlamda,  taraflar arasında öteden beri mevcut iş ilişkileri dolayısı ile, o tarihe kadar ki uygulama çerçevesinde içlerinden birinin yaptığı siparişi diğer tarafın ayrıca bir kabul beyanında bulunmaksızın bir süre sonra malı göndererek (fiili kabul) cevaplandırmış bulunması, durumun bundan sonra da böyle olacağı hususunda bir güven olgusunun gerçekleşmesine yol açacağı belirtilmektedir (Kocayusufpaşaoğlu/Hatemi/Serozan/Arpacı: Borçlar Hukuku, Genel Bölüm, Birinci Cilt, İstanbul 2008, Sahife:206).</em></p>
<p><em>Öte yandan, taraflar arasındaki somut uyuşmazlığın çözümünde etkili olduğu düşünülen “güven ilkesi”, “güven kavramı” ve “güven sorumluluğu” hakkında açıklamalarda bulunulması yararlı görülmüştür.</em></p>
<p><em>Hukukun evrensel ve genel ilkelerinden olan “dürüstlük ilkesi” (Türk Medeni Kanunu m.2), bazı alt ilkelerin doğmasına sebep olmuştur. Bu ilkelerden birisi “ahde vefa ilkesi”, bir diğeri de “güven ilkesi”dir.</em></p>
<p><em>Yine dürüstlük ilkesini temel alan bir akım da, irade beyanlarının yorumunda ve dolayısıyla sözleşmelerin kurulup kurulmadığını tespitte “korunmaya layık haklı güveni” esas alan “güven ilkesi” dir. Bu güven ilkesi de, “hukuki görünüşe güvenin korunması” alt ilkesini doğurmuştur.</em></p>
<p><em>Güven kavramı, anlam itibariyle sadece, etik ve moral beklentilerin mevcut olduğu bir kavram değildir. O, aynı zamanda, toplum içerisindeki bireylerin iletişiminde çok ciddi rol oynayan ve bazı durumlarda eksik kalmış, tamamlanamamış ya da üstü kapalı olarak geçirilmiş, bazı irade beyanlarının yorumlanması ve tamamlanmasında önemli derecede etkisi olan psikolojik-sosyolojik bir kavramdır. Bilgilendirme gereksinimi içinde, güven kavramının, ekonomik, sosyal ve kültürel anlamları da mevcuttur. Bir görüşe göre güven kavramı, toplum içerisinde, bir bireyin diğer bireylerle olan ilişkilerini tamamlayan; bu ilişkilerin yorumlanmasında kullanılan; ya da o bireyin geleceği ile ilgili olan olaylarda yol gösterici bir rol oynayan, tamamen insanın kendi iç dünyasıyla ilgili bir davranış, bir ruh hali, bir zihniyet, bir anlayıştır.</em></p>
<p><em>Güven kavramının temelinde; doğruluk, dürüstlük, açık sözlülük, içtenlik, gerçeklik, haklılık gibi anlamlar yatmakta; güven kavramının anlamı da sayılan bu ilkelere dayanmaktadır. Bu anlamda güven, iki taraflıdır. Bir birey, ya karşısındakine güvenir, ya da karşısındaki, o bireye güven verir. Bir kimsenin, çevresine verdiği güven, aynı derecede bir karşılık ve hukuki olarak korunma gerektirmektedir.</em></p>
<p><em>Özel bir ilişkiye girmiş taraflardan biri, hukuka ve güven ihlali söz konusu olduğunda da hukukun öngördüğü yaptırıma güvenerek karşı tarafa güvenmiştir. Karşı taraf omuzlarına da bu güvenden dolayı, doğru ve dürüst davranmak ve sadakatli olmak yükümlülüğü yüklenmiştir. Kendisine güvenilen taraf da yapmış olduğu kendi davranışları ile bu güven olgusunu meydana getirdiği için, güvenen tarafa kendisine neden güvendiği hususunda bir itiraz hakkı söz konusu olmayacağı öğretide ileri sürülmüştür.</em></p>
<p><em>Gerçekten de, her iki tarafın menfaatlerini korumak ve dengelemek için ileri sürülen güven ilkesine göre, bir irade beyanını anlamak ve değerlendirmek için, beyan muhatabınca bilinen ve bilinmesi gereken bütün hal ve şartları Medeni Kanun m.2′de düzenlenen dürüstlük ilkesi gereğince değerlendirmek gerekecektir. Böylece, beyana ne anlam verilmesi gerektiği ortaya çıkacaktır. Bu ilkeye göre, korunan karşı tarafın-beyan muhatabının- “haklı güven”idir. Beyan muhatabının gerekli dikkat ve özeni göstermeksizin, beyanı nasıl anladığına bakılmayacaktır. Beyan muhatabı, kendisine ulaşan beyanı, dürüstlük ilkesi gereği, bildiği veya bilmesi gereken tüm unsurları dikkate alarak anlamalıdır. Yani, onun bu beyanı o şekilde anlaması MK. m.2 uyarınca haklı görünmelidir. İşte bu ilke, meydana gelen adaletsizliği ve taraflar arasında gerçekleşen sorunu çözmüş olmaktadır. Zira, güven ilkesi “karşılıklı birbirini gözetme” ve “bağlılık” esaslarına dayanmaktadır. Bu ilkeye göre, hem beyan sahibinin hem de beyan muhatabının menfaatleri dengede tutulmuş olmaktadır. Bir yandan beyan muhatabının, dürüstlük kuralına(objektif iyiniyet) göre, bildiği ve bilebileceği bütün olguları değerlendirerek beyana vermesi gereken anlama olan haklı güveni korunmakta; diğer yandan ise, beyan sahibinin yaptığı beyanının, makul ve dürüst bir sözleşen insan tarafından anlaşılması olağan biçimde anlaşılacağına dair haklı güveni teminat altına alınmaktadır.</em></p>
<p><em>Güven sorumluluğunun gerçekleşebilmesi için, bir kimsede hukuken korunmaya layık bir güvenin olması, bu güvene dayanılarak bir tasarruf işleminde bulunulması, tüm bunların da bir kişiye isnat edilebilmesi gerekir.</em></p>
<p><em>Yukarıda güven sorumluluğuna ilişkin belirtilen  genel şartlar,  aynı zamanda Alman Hukukunda da aranmaktadır.</em></p>
<p><em>Öte yandan, güven sorumluluğu kavramı, 90′lı yılların ortalarına doğru, İsviçre Federal Mahkemesi kararlarına da konu olacak şekilde uygulama içerisinde, ciddi biçimde ağırlığını göstermeye başlamış, bu kavramın hukuk biliminde yer almasını sağlamıştır.<br />
İsviçre Federal Mahkemesi’nin kararları ve İsviçre Hukuk uygulaması, özellikle, bir kimsenin, karşı tarafta oluşturduğu güveni daha sonraki davranışlarıyla hayal kırıklığına dönüştürmesini, yani söz konusu olan çelişkili davranışları korumadığı anlaşılmaktadır.</em></p>
<p><em>Güven sorumluluğunun Türk Pozitif Hukuku’nda özel bir kanuni düzenlemesi bulunmamakla birlikte; Türk Hukuk Öğretisinde dürüstlük kuralından hareketle bir olayda güven sorumluluğunun gerçekleşebilmesi için şu şartlar aranmaktadır: Olayda bir “güven” unsuru bulunmalı, zarar gerçekleşmeli, yaratılan hukuki görünüme güvenin pozitif olarak korunması anlamında geçerlilik sonucu bağlanmamalı, zarar ile yaratılan hukuki görünüş arasında nedensellik bağı söz konusu olmalı, başka hukuki kurumların uygulama alanına giren herhangi  bir durum söz konusu olmamalı, hukuki görünüşü yaratan kimse kusurlu olmalı, kişinin haklı güveni, yani olayda iyiniyeti bulunmalıdır.</em></p>
<p><em>Haksız fiil zararının söz konusu olduğu haller ile diğer sorumluluk ilkelerinin devreye girdiği hallerde söz konusu olmayan güven sorumluluğu ancak, Türk-İsviçre Hukuku’nda MK.m.2 ve MK.m.3 ışığında Canaris’in “Negativer Vertrauensschutz-güvenin negatif-menfi-olumsuz korunması” olarak nitelendiği hallerde söz konusu olabilir. Güven sorumluluğu olabilmesi için, BK. 36/2.maddesinde olduğu gibi, bir “hukuki görünüşe haklı güven olgusu-Rechtsscheinhaftung” söz konusu olmalıdır (Oğuztürk, Burcu(Kalkan): Güven Sorumluluğu, Vedat Kitapçılık, 1. Bası, İstanbul 2008, sahife:1,4, 9, 37-38, 128, 166, 184, 193, 268, 271; Hukuk Genel Kurulu’nun 10.02.2010 gün ve E:2010/9-39, K:2010/71 sayılı ilamı).</em></p>
<p><em>Nihayet, her yerden ziyade ticari alışverişler emniyet ve itimat üzerine kurulmuştur; tacirlerden muamelelerinde beklenen basiret ve alâka alelade vatandaşlarınkinden fazladır. Karşılıklı güven, karşılıklı olarak dürüstlük esaslarına uymayı, kendisinin olduğu kadar karşı tarafın menfaatlerini de gözönünde tutmayı icabettirir. Medenî Kanunu’muzun 2 inci maddesinin koyduğu “Herkes haklarını kullanmakta ve borçlarını ifada hüsn-ü niyet kaidelerine riayetle mükelleftir.” prensibi yalnız dar mânada medenî hukuk sahasına değil, bütün hukuki hayatımıza hâkim olan bir kaidedir. Ve özellikle ticaret hukukunda uygulama alanı bulur. (Belbez, Hikmet: age.,  Sahife:221).</em></p>
<p><em>Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;<br />
Davacı şirket vekili tarafından, davalı şirkete (Bayi) gönderilen Beyoğlu 9.Noterliği’nin 10 Mart 2000 tarih ve 05362 yevmiye nolu ihtarnameyle, 06.10.1998 tarihli bayilik sözleşmesinin 15.maddesine göre, eksik mal alımından kaynaklanan kar mahrumiyetinin müvekkili şirkete ödenmesi gerektiğinin bildirilmesi üzerine, davalı şirket (Bayi) tarafından davacı şirkete gönderilen Altındağ 4.Noterliği’nin 24 Mart 2000 tarih ve 06162 yevmiye nolu cevabi ihtarnamesinde sözleşmenin 15.maddesinin dikkate alınmaması kaydı ile bayiliklerinin devamına aksi takdirde fesih şartlarını görüşmek üzere biraraya gelmeye hazır olduklarını belirtmiştir.</em></p>
<p><em>Taraflar, az yukarıda içeriklerine yer verilen ihtarnamelere rağmen ticari ilişkilerini sözleşmenin kalan süresi olan dokuz (9) yıl boyunca sürdürmüşlerdir. Bu ticari ilişkinin devamı sırasında, davalı şirket (Bayi), sözleşme gereği her yıl satmayı taahhüt ettiği miktarın altında beyaz mal satmıştır.</em></p>
<p><em>Görüldüğü üzere, davalı şirketin, davacı şirkete hitaben gönderdiği 24 Mart 2000 tarihli ihtarnamedeki önerisi, davacı şirketin bu anılan ihtarnameye cevap vermemekle (veya sessiz kalmakla) birlikte, sözleşme süresince davalı şirkete beyaz mal vermesine ilişkin davranışı, bu ilişkinin sözleşmenin kalan süresince (9 yıl) devam ettiği gözönüne alındığında, davacı şirket, taraflar arasındaki bayilik sözleşmesinin ceza-i şartı düzenleyen 15.maddesinin uygulanmayacağı konusunda davalı tarafta haklı bir güven oluşturmuştur.<br />
Davalı şirket, kendisinde uyandırılan bu haklı güven dolayısıyla davacı şirketten beyaz mal almaya devam etmiş; ancak, beklemediği şekilde, bayilik sözleşmesinin kendisi tarafından feshinden sonra davacı tarafından eldeki dava ile ceza-i şart tazminatının tahsili istenilmiştir.</em></p>
<p><em>Dolayısıyla, davacı şirketin bayilik sözleşmesinin 15.maddesinin uygulanmayacağı yönündeki anlaşma nedeniyle ortaya çıkan olgunun kaynağı haklı güvendir. Bu şekilde ortaya çıkan güven sorumluluğu ise, dürüstlük ilkesinin bir gereğidir.<br />
Daha da önemlisi, davacı şirketin davranışları ile davalı şirkette yarattığı güvenle çelişki oluşturacak şekilde sözleşmenin davalı şirket tarafından feshinden sonra eldeki davaya konu edilen ceza-i şart tazminatını istemesi çelişkili davranış yasağını oluşturur ki, böyle bir davranışın hukuken korunması beklenemez.</em></p>
<p><em>Öyleyse, yerel mahkemenin az yukarıda belirtilen maddi ve hukuki olguları gözeterek,  paralel gerekçelere dayalı olarak davacı tarafın ceza-i şart tazminatının reddine ilişkin karar vermesinde bir isabetsizlik bulunmadığından, usul ve yasaya uygun direnme kararının onanması gerekir.</em></p>
<p><em>SONUÇ: Davacı …….. A.Ş. vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile, direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA, gerekli temyiz ilam harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına mahal  olmadığına, 6217 sayılı Kanunun 30.maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440/1.maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 30.01.2013 gününde  oyçokluğuyla karar verildi.”</em></p>
<p>Benzer nitelikte Yargıtay19. Hukuk Dairesi E: 2013/14654 K: 2013/19950 T:17.12.2013; Yargıtay 19. Hukuk Dairesi E: 2013/16912 K: 2014/667 T:07.01.2014; Yargıtay E: 2013/14851 K: 2014/1302 T:16.01.2014; Yargıtay 19. Hukuk Dairesi E: 2014/720 K: 2014/3105 T:18.02.2014;</p>
<p>Yargıtay 19. Hukuk Dairesi E: 2013/14654 K: 2013/19950 T:17.12.2013; Yargıtay 19. Hukuk Dairesi E: 2013/16912 K: 2014/667 T:07.01.2014; Yargıtay 19. Hukuk Dairesi E: 2013/14851 K: 2014/1302 T:16.01.2014; Yargıtay 19. Hukuk Dairesi E: 2014/720 K: 2014/3105 T:18.02.2014; kararları da aynı doğrultuda olup, TMK md.2 deki güven unsurunu ve çelişkili davranma yasağını esas almak suretiyle, çekince koymadan mal sevkiyatını asgari alım taahhüdüne uymama karşısında kâr mahrumiyeti talebinin reddi gerektiğine karar verilmiştir.</p>
<p>Yukarıda zikredilen Yargıtay Hukuk Genel Kurul ve Yargıtay 19.Hukuk Dairesi kararları istikrarlı şekilde mahkemelerce uygulanırken Yargıtay 11. Hukuk Dairesi E:2020/3027 K:2021/3649 T:14.04.2021 tarihli kararı ile<em>, taraflar arasındaki bayilik protokolünün 5/2 maddesinde; “bayinin dağıtım şirketine karşı her ne suretle olursa olsun üstlenmiş olduğu yükümlülük ve taahhütlerden herhangi birinin ihlali halinde,….lehine doğacak hakların bir ya da birkaçının…tarafından bayiye karşı zamanında kullanılmaması….tarafından bu haklardan feragat edildiği anlamına gelmez….bu haklarını mevzuat ve yasalarda belirtilen sürelerde her zaman için kullanabilir.” Hükmü yer aldığından yeni mal tesliminin  sözleşmenin eylemli olarak tadil edildiği anlamına gelmeyeceği, bu durumda mahkemece tartışılan ihtirazi kayıt ihtarının davalıya tebliğ edilip edilmemesinin de sonuca bir etkisi bulunmayacağı gözetilerek ….”</em> denmek suretiyle, taraflar arasındaki yazılı metinlerde tarafların kendi lehlerine olan haklarını zamanında  kullanılmamasının bu haklardan feragat edilmiş sayılmayacağı kabul edilerek; böyle bir durumda ihtarname çekilmese ya da çekilmiş olup bayiye tebliğ edilmese dahi bu hakkını her zaman kullanabilir kararına varılmıştır.</p>
<p>Bundan sonra da Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E:2023/11-503 K:2024/99 T:14.02.2024 kararı ile,</p>
<p><em>“Taraflar arasında düzenlenen 02.05.2011 tarihli sözleşme ve eki niteliğindeki taahhütnamede öngörülen ceza koşulu, ifaya eklenen ceza koşulu niteliğinde olduğu her türlü duraksamadan uzaktır. Kural olarak, davalının yıllık ürün alım taahhüdüne uymaması nedeniyle davacı tarafından ceza koşulu talep edilebilmesi için ceza koşulunun oluştuğu yıldan sonraki yıllarda ürün verilirken ihtirazi kayıt koyularak bu hakkın saklı tutulması gerekir. Ancak taraflar arasında düzenlenen protokolün 5.2 maddesinde &#8220;&#8230;&#8230;..lehine doğacak hakların bir kaçının …….tarafından bayiye karşı zamanında kullanılmaması, ……..tarafından bu haklardan feragat ettiği anlamına gelmeyeceği&#8221; hükmüne yer verildiği gibi yine taraflar arasında imzalanan aynı tarihli sözleşmenin 47 nci maddesinde de cezai şarta ilişkin düzenlemede bayinin &#8220;&#8230;cezai şart tutarlarını, ihtarname keşidesine ve mahkeme kararı alınmasına gerek kalmaksızın ilk yazılı talep üzerine&#8230;&#8221; ödeyeceği ifade edilmiştir. 17. Bu durumda davacı ihtirazi kayıt koymadan her yıl davalıya ürün vermişse de, protokolde ve sözleşmede yer alan hüküm dikkate alındığında ihtirazi kayıt koymadan ceza koşulunu talep edebilecektir. Zira yukarıda da bahsedildiği üzere sözleşme serbestisi ilkesi çerçevesinde taraflar sözleşme ile ceza koşulu talep edebilmek için ihtirazı kayda gerek olmadığını kararlaştırmışsa veya taraflardan biri ceza koşulu talep edebilmek için ihtirazı kaydı aramayacağını taahhüt etmişse sonradan yapılan teslimlerde ihtirazi kayıt konulmamış olsa dahi ceza koşulu isteme hakkı düşmez. Dolayısıyla davacı tarafından davalıdan geriye dönük ceza koşulunu talep etme hakkı bulunmaktadır</em><em></em></p>
<p><em>Önemle vurgulamak gerekir ki; her ne sebepten doğarsa doğsun ceza koşulunu talep hakkının ihtirazi kayıt ileri sürülmesine gerek olmaksızın sözleşme ile saklı tutulması veya ihtirazi kayıt aranmayacağı hususunda taahhütte bulunulması durumunda bir yıllık dönemler sonunda ceza koşulu alacağının yazılı olarak talep edilmemesi zımnen feragat olarak kabul edilemez. Aksinin kabulü ise bayilik sözleşmesinin uygulanma olanağı olmadığı ve geçersizliği sonucunu doğurur. Ayrıca sözleşme serbestisi ilkesi gereğince tacir olan tarafların bilerek ve isteyerek imzaladığı sözleşmeyi veya sözleşme gereğince bir tarafça verilen taahhütnameyi geçersiz kılmak anlamını taşır.</em></p>
<p><em>O hâlde;</em> <em>taraflarca imzalanan sözleşme ve protokolün anılan maddeleri karşısında sözleşme süresince davalının yıllık taahhüdüne uygun alım yapmamasına rağmen ihtirazi kayıt ileri sürülmeden ürün verilerek sözleşmenin devam ettirilmesinin artık ceza koşulunun talep edilemeyeceği hususunda davalıda haklı güven oluşturmayacağı aşikardır. Bu itibarla davalı şirketten asgari alım taahhüdüne uyulmamasından dolayı ceza koşulu talep edebileceğinden, bölge adliye mahkemesince bu hususlar dikkate alınarak varılacak uygun sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekir.”</em></p>
<p>denmek suretiyle yukarıda ilk bahsedilen Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E: 2012/19-670 K: 2013/171 T:20.01.2013 ve Yargıtay 19.Hukuk Dairesi’nin istikrarlı şekilde vermiş oldukları TMK md.2 de kendisini hissettiren haklı güven oluşturması ilkesinden bir dönüş olduğu izlenimi veren bir karar oluşturmuştur.</p>
<p>Her iki Hukuk Genel Kurul kararı aynı ilkelere dayanmakta olup nitekim son kararda “<em>Kural olarak, davalının yıllık ürün alım taahhüdüne uymaması nedeniyle davacı tarafından ceza koşulu talep edilebilmesi için ceza koşulunun oluştuğu yıldan sonraki yıllarda ürün verilirken ihtirazi kayıt koyularak bu hakkın saklı tutulması gerekir.” Denmekle bu husus vurgulanmışsa da,</em> son karar, taraflar arasındaki sözleşmelerde dağıtım şirketi “<em>lehine doğacak hakların bir kaçının …….tarafından bayiye karşı zamanında kullanılmaması, ……..tarafından bu haklardan feragat ettiği anlamına gelmeyeceği&#8221; </em>hükmünün var olması halinde, ihtirazi kayıt zorunluluğu doğmayacağı anlamını içermektedir. Sözleşmede böyle bir hükmün yer almaması halinde Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E: 2012/19-670 K: 2013/171 T:20.01.2013 ve Yargıtay 19.Hukuk Dairesi’nin istikrarlı şekilde vermiş oldukları kararlar aynen uygulanmaya devam edecektir.</p>
<p>Ancak bizim hukuki görüşümüze göre TMK Md.2 de yer alan, <em>“</em><em>Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır</em><em>. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.”</em> ilkesi bu kararla açıkça ortadan kaldırılmıştır. Zira sözleşmeye en başından böyle bir hüküm konularak, ben haklarımı kullanırken ve borçlarımı yerine getirirken dürüstlük kuralına uymasam da hukuk düzeni buna cevaz verecek anlamına ve davranışa yönelik verilen bu karar, güven ilkesini ve taraflar arasındaki dengeyi, bayi karşısında güçlü konumda olan dağıtım şirketi lehine bozmuş olmaktadır.</p>
<p>Dağıtım şirketi sözleşmede yer alan şirketi “<em>lehine doğacak hakların bir kaçının …….tarafından bayiye karşı zamanında kullanılmaması, ……..tarafından bu haklardan feragat ettiği anlamına gelmeyeceği&#8221; </em>hükmünden yararlanmak suretiyle bu sefer de bayide, acaba sözleşme sonunda kâr mahrumiyetinden doğan cezai şartın tamamını tarafımdan ister mi sorusuna yöneltecek, kendisi bakımından bir güven zedelenmesine yol açacaktır. Nitekim yargılama makamları huzurundaki benzer davaların tamamında ve bu dosyalardaki bilirkişi raporlarında, dağıtım şirketinin bir sonraki sözleşme için bayide baskı yaratmak için bu kozu kullandığı ve fakat yeni sözleşme yapılması halinde kâr mahrumiyeti adı altındaki cezai şartı talep etmediği belli olmaktadır. Yani Yargıtay Hukuk Genel Kurul kararı aslında bir sözleşme hükmünü yerine getirilmesi doğrultusunda karar verdiğini düşünürken, diğer taraftan taraflar arasındaki dengeyi dürüstlük kuralına uymayacağını en başında sözleşmeye koymakla açıklayan dağıtıcı lehine bozmuş olmaktadır.</p>
<p>Son Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E:2023/11-503 K:2024/99 T:14.02.2024 kararına konu yargılamadaki taraflar arasındaki sözleşme içeriği tarafımızdan bilinmese de, bu sözleşmede aynı hüküm yani <em>lehine doğacak hakların bir kaçının …….tarafından bayiye karşı zamanında kullanılmaması, ……..tarafından bu haklardan feragat ettiği anlamına gelmeyeceği&#8221;</em> hükmü sadece dağıtıcı değil de her iki taraf açısından da konulmuş bir hüküm değilse yukarıdaki dengenin ve dürüstlük ilkesini tamamen ortadan kalktığı aşikardır. Bu hüküm her iki taraf için de geçerli ise bu sefer bayi tarafından ihtirazi kayıt olmadan mal kabulünün, bu koşullarda sözleşmeye devam edemeyeceğinin, kimsenin zarar edeceği bir işe zorlanamayacağını ihtar etmese dahi, bunu kabul ettiği anlamına gelmeyeceği sonucunu doğurur. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E: 2012/19-670 K: 2013/171 T:20.01.2013 yargılamasına konu olayda, bayi tarafından sözleşmeye bu koşullarda devam edilemeyeceği ihtarı çekilip dağıtıcının susması ve mal tedarikine devam etmesi halinde bayiyi haklı bulmuştur.</p>
<p>Dağıtım şirketlerinin sözleşme yapma sürecinde o yöredeki bir bayinin ne kadar ürün satabileceğini bildiği, bilmesi gerektiğinden hareketle, bunun çok üstünde bir asgari alım taahhüdü ve yüksek miktarlı cezai şartlar koymakla en başından dürüstlük kuralına uymadıklarının kabulü de zorunludur.</p>
<div id="fcbk_share"></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.istasyonlaw.com/akaryakit-lpg-bayilerinden-kar-mahrumiyeti-talep-edilmesinin-iki-yargitay-hukuk-genel-kurul-karari-acisindan-degerlendirilmesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>LPG Lisans sürelerinde çok önemli değişiklik</title>
		<link>http://www.istasyonlaw.com/lpg-lisans-surelerinde-cok-onemli-degisiklik/</link>
		<comments>http://www.istasyonlaw.com/lpg-lisans-surelerinde-cok-onemli-degisiklik/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 12 Jun 2021 17:42:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>editör</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[lisans]]></category>
		<category><![CDATA[LPG]]></category>
		<category><![CDATA[manşet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.istasyonlaw.com/?p=2219</guid>
		<description><![CDATA[08.06.2021 Tarih ve 31505 Sayılı Resmi Gazete ile yayınlanarak yürürlüğe giren LPG Piyasası Lisans Yönetmeliği değişikliğine göre, LPG Otogaz Bayilik Lisansı sahiplerinin, LPG Dağıtıcı Lisansı sahipleri ile yaptıkları sözleşmelerin herhangi bir nedenle sona ermesinden itibaren 30 (otuz) gün içerisinde herhangi bir dağıtıcı ile sözleşme yaparak tadil başvurusunda bulunmaması veya mevcut dağıtıcısıyla sözleşmesini yenilememesi veya lisansa [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="fcbk_share"></div><p>08.06.2021 Tarih ve 31505 Sayılı Resmi Gazete ile yayınlanarak yürürlüğe giren LPG Piyasası Lisans Yönetmeliği değişikliğine göre,</p>
<p>LPG Otogaz Bayilik Lisansı sahiplerinin, LPG Dağıtıcı Lisansı sahipleri ile yaptıkları sözleşmelerin herhangi bir nedenle sona ermesinden itibaren 30 (otuz) gün içerisinde herhangi bir dağıtıcı ile sözleşme yaparak tadil başvurusunda bulunmaması veya mevcut dağıtıcısıyla sözleşmesini yenilememesi veya lisansa kayıtlı dağıtıcı şirketine ait dağıtıcı lisansının iptali veya sona ermesinden itibaren 30 (otuz) gün içerisinde dağıtıcı tadil başvurusu yapmaması hallerinde; lisansları sona erer.</p>
<p>Yine, lisans sahipleri, lisanslarında tadil gerektiren hususları, bu hususların vuku bulma tarihinden itibaren en geç 60 (altmış) gün içinde, LPG otogaz bayilik lisansına kayıtlı dağıtım şirketinin değişmesi halinde ise 30 (otuz) gün içinde gerekli tüm bilgi ve belgelerle birlikte Kuruma bildirir ve lisanslarında tadil talep ederler. Dağıtıcı ve depolama lisansları hariç, diğer lisans sahiplerinin unvan tadili işlemi ile sınırlı olmak kaydıyla lisans tadil gerektiren hususun vuku bulma tarihinden itibaren en geç bir yıl içerisinde lisans tadil talebinde bulunan lisans sahipleri, istenen bilgi ve belgeleri Kuruma eksiksiz ibraz etmek şartıyla söz konusu tadil yükümlülüğünü yerine getirmiş sayılır.</p>
<div id="fcbk_share"></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.istasyonlaw.com/lpg-lisans-surelerinde-cok-onemli-degisiklik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>EPDK&#8217; dan Petrol ve Sıvılaştırılmış Petrol Gazları (LPG) Piyasalarında Gerçekleştirilen Lisans İşlemlerine İlişkin Duyuru</title>
		<link>http://www.istasyonlaw.com/petrol-ve-sivilastirilmis-petrol-gazlari-lpg-piyasalarinda-gerceklestirilen-lisans-islemlerine-iliskin-duyuru/</link>
		<comments>http://www.istasyonlaw.com/petrol-ve-sivilastirilmis-petrol-gazlari-lpg-piyasalarinda-gerceklestirilen-lisans-islemlerine-iliskin-duyuru/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 01 Jun 2021 16:12:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>editör</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[lisans]]></category>
		<category><![CDATA[lisans tadili]]></category>
		<category><![CDATA[manşet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.istasyonlaw.com/?p=2210</guid>
		<description><![CDATA[30 Nisan 2021 tarihinde yürürlüğe giren 7318 sayılı Vergi Usul Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun uygulanmasına yönelik olarak Petrol Piyasası Lisans Yönetmeliğinde ve Sıvılaştırılmış Petrol Gazları (LPG) Piyasası Lisans Yönetmeliğinde, Enerji Piyasası Düzenleme Kurulunun 27.05.2021 tarihli toplantısında değişiklik yapılmasına karar verilmiş olup söz konusu değişiklikler, Yönetmeliklerin Resmi Gazetede yayımlanmasına müteakip yürürlüğe girecektir. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="fcbk_share"></div><p>30 Nisan 2021 tarihinde yürürlüğe giren 7318 sayılı Vergi Usul Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun uygulanmasına yönelik olarak Petrol Piyasası Lisans Yönetmeliğinde ve Sıvılaştırılmış Petrol Gazları (LPG) Piyasası Lisans Yönetmeliğinde, Enerji Piyasası Düzenleme Kurulunun 27.05.2021 tarihli toplantısında değişiklik yapılmasına karar verilmiş olup söz konusu değişiklikler, Yönetmeliklerin Resmi Gazetede yayımlanmasına müteakip yürürlüğe girecektir.</p>
<p>Bu kapsamda, Petrol ve LPG Piyasalarında lisans işlemlerinin (başvuru, tadil ve süre uzatımı) daha önceden olduğu üzere mümkün olan en kısa sürede sonuçlandırılabilmesinin sağlanması amacıyla aşağıda yer alan hususlarda ilgili tarafların azami özeni gösterilmesi önem taşımaktadır.</p>
<p>1-  Sosyal Güvenlik Kurumuna vadesi geçmiş prim ve idari para cezası borcu sorgularının Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu tarafından çevrimiçi olarak yapılabilmesi için ilgili tarafların online sorgu aktivasyonlarının yaptırmış olması gerekmektedir. Söz konusu aktivasyon işlemi Sosyal Güvenlik İl Müdürlüklerine doğrudan başvurulması suretiyle yapılmaktadır. Söz konusu aktivasyonu bulunmayan tarafların Sosyal Güvenlik İl Müdürlüklerine başvuruda bulunarak bu işlemi tamamlamaları önem arz etmektedir. <span style="text-decoration: underline;">Söz</span> <span style="text-decoration: underline;">konusu aktivasyon işlemi tamamlanmaksızın lisans işlemlerine ilişkin başvurular sistem</span> <span style="text-decoration: underline;">tarafından otomatik olarak kabul edilmeyecektir.</span></p>
<p>2- 7318 sayılı Kanunun ilgili hükümleri çerçevesinde, lisans işlemlerinin tamamlanabilmesi için başvuru sahiplerinin Sosyal Güvenlik Kurumuna vadesi geçmiş prim ve idari para cezası borcu ile 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 22/A maddesi kapsamında <span style="text-decoration: underline;">vadesi geçmiş borcunun bulunmaması zorunludur.</span> Söz konusu borç sorgulamaları EPDK tarafından çevrimiçi olarak gerçekleştirilmekte olup bu borçlara ilişkin her türlü itiraz ve düzeltme taleplerinin ilgili Kurumlara yapılması gerekmektedir.</p>
<p>3- 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanununun 16 ncı maddesi kapsamında ilgili lisans sahiplerince ödenmesi gereken gelir paylarına yönelik olarak geçmiş dönemlere ilişkin borcu bulunanların, Petrol ve Sıvılaştırılmış Petrol Gazları (LPG) piyasalarındaki <span style="text-decoration: underline;">her türlü lisans</span> <span style="text-decoration: underline;">işlemleri ve ulusal marker talepleri söz konusu borçlar ödenene kadar yerine</span> <span style="text-decoration: underline;">getirilemeyecektir.</span></p>
<p>Yukarıda yer alan açıklamalar kapsamında lisans işlemlerinin en hızlı şekilde tamamlanmasının sağlanması amacıyla, lisans işlemlerine ilişkin başvuru yapılmadan önce yukarıda sayılan kapsamda herhangi bir borcun bulunup bulunmadığının başvuru sahibi tarafından kontrol edilmesi ve varsa borçların ödenmesinden sonra başvurunun gerçekleştirilmesi önemle tavsiye edilmektedir.</p>
<div id="fcbk_share"></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.istasyonlaw.com/petrol-ve-sivilastirilmis-petrol-gazlari-lpg-piyasalarinda-gerceklestirilen-lisans-islemlerine-iliskin-duyuru/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>SGK ve Kamu Borcu Olana Artık Lisans Yok</title>
		<link>http://www.istasyonlaw.com/sgk-ve-vergi-borcu-olana-artik-lisans-yok/</link>
		<comments>http://www.istasyonlaw.com/sgk-ve-vergi-borcu-olana-artik-lisans-yok/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 01 May 2021 16:57:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>editör</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[lisans]]></category>
		<category><![CDATA[lisans tadili]]></category>
		<category><![CDATA[manşet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.istasyonlaw.com/?p=2205</guid>
		<description><![CDATA[30.04.2021 Tarih ve 31470 Sayılı Resmi Gazete&#8217;de yayınlanarak yürürlüğe giren 7318 sayılı Kanun&#8217;a göre, Akaryakıt piyasasında (5015 Sayılı Kanun) dağıtıcı, ihrakiye ve bayilik lisansları ile Kurum tarafından belirlenen diğer lisans türlerine ilişkin olarak lisans başvurusu, lisans tadili veya lisans süresinin uzatılması için SGK&#8217;ya prim ve idari para cezası borcu ile Vergi Dairelerine 6183 Sayılı Kanunun [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="fcbk_share"></div><p>30.04.2021 Tarih ve 31470 Sayılı Resmi Gazete&#8217;de yayınlanarak yürürlüğe giren 7318 sayılı Kanun&#8217;a göre,</p>
<p>Akaryakıt piyasasında (5015 Sayılı Kanun) dağıtıcı, ihrakiye ve bayilik lisansları ile Kurum tarafından belirlenen diğer lisans türlerine ilişkin olarak lisans başvurusu, lisans tadili veya lisans süresinin uzatılması için SGK&#8217;ya prim ve idari para cezası borcu ile Vergi Dairelerine 6183 Sayılı Kanunun 22/A maddesinde belirtilen borçlarının bulunmaması gerekmektedir.</p>
<p>Yine LPG Piyasasında (5307 Sayılı Kanun) dağıtıcı ve bayilik lisansları ile Kurum tarafından belirlenen diğer lisans türlerine ilişkin olarak lisans başvurusu, lisans tadili veya lisans süresinin uzatılması için SGK&#8217;ya prim ve idari para cezası borcu ile Vergi Dairelerine 6183 Sayılı Kanunun 22/A maddesinde belirtilen borçlarının bulunmaması gerekmektedir.</p>
<p>Bu hükümler kanunun yayınlandığı tarihten itibaren yürürlüğe girmiş olup bundan sonra lisans ve tadil başvurusunda bulunanlar ile lisans sürelerinin uzatılması taleplerinde bu hükümler uygulanacaktır.</p>
<div id="fcbk_share"></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.istasyonlaw.com/sgk-ve-vergi-borcu-olana-artik-lisans-yok/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>PP Lisans Yönetmelik Değişikliği</title>
		<link>http://www.istasyonlaw.com/pp-lisans-yonetmelik-degisikligi/</link>
		<comments>http://www.istasyonlaw.com/pp-lisans-yonetmelik-degisikligi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 24 Apr 2021 18:36:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>editör</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[lisans]]></category>
		<category><![CDATA[manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yönetmelik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.istasyonlaw.com/?p=2185</guid>
		<description><![CDATA[24 Nisan 2021 CUMARTESİ Resmî Gazete Sayı : 31464 YÖNETMELİK Enerji Piyasası Düzenleme Kurumundan: PETROL PİYASASI LİSANS YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK MADDE 1 – 17/6/2004 tarihli ve 25495 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Petrol Piyasası Lisans Yönetmeliğinin 7 nci maddesinin beşinci fıkrası ile yedinci fıkrasının (b) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, aynı maddenin yedinci fıkrasının (a) bendine “asgari ödenmiş [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="fcbk_share"></div><table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="586">
<tbody>
<tr>
<td width="195">24 Nisan 2021 CUMARTESİ</td>
<td width="195"><strong>Resmî Gazete</strong></td>
<td width="195">Sayı : 31464</td>
</tr>
<tr>
<td colspan="3" width="586"><strong>YÖNETMELİK</strong></td>
</tr>
<tr>
<td colspan="3" width="586">Enerji Piyasası Düzenleme Kurumundan:</p>
<p>PETROL PİYASASI LİSANS YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK</p>
<p>YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK</p>
<p><strong>MADDE 1 –</strong> 17/6/2004 tarihli ve 25495 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Petrol Piyasası Lisans Yönetmeliğinin 7 nci maddesinin beşinci fıkrası ile yedinci fıkrasının (b) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, aynı maddenin yedinci fıkrasının (a) bendine “asgari ödenmiş sermayesinin” ibaresinden sonra gelmek üzere “kamu iktisadi teşebbüsleri tarafından yapılan başvurular hariç” ibaresi eklenmiştir.</p>
<p>“Mevzuata aykırı olarak Özel Tüketim Vergisiz (ÖTV’siz) satışlardan veya kanuna karşı hile veya yalan beyanda bulunulduğunun tespit edilmesinden dolayı, Kanunun 20 nci maddesi uyarınca lisansı iptal edilen tüzel kişiye, lisans iptaline konu fiilin işlendiği tarihte bu tüzel kişilikte doğrudan veya dolaylı yüzde ondan fazla paya sahip ortaklara, yönetim kurulu başkan ve üyeleri ile temsil ve ilzama yetkili olanlara ve bu kişilerin doğrudan veya dolaylı ortak, yönetim kurulu başkan veya üyesi olduğu ya da temsil ve ilzama yetkili olduğu tüzel kişilere petrol piyasasında faaliyete ilişkin lisans verilmez.”</p>
<p>“b) Madeni yağ lisansı başvurularında ibraz edilecek kapasite raporunda, yıllık madeni yağ üretimi kapasitesi 50.000 tonun veya atıktan baz yağ geri dönüşüm kapasitesi 25.000 tonun üzerinde olanlar hariç olmak üzere; atık madeni yağdan baz yağ üretimi faaliyetinde bulunulacakların üretim yetkinlik puanının en az %55, diğer madeni yağ lisansı başvurularında bulunacakların ise üretim yetkinlik puanının en az %50 olması,”</p>
<p><strong>MADDE 2 –</strong> Aynı Yönetmeliğin 24 üncü maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>
<p>“Yıllık baz yağ üretim kapasitesi 5.000 tonun üzerinde olan madeni yağ lisansı sahipleri hariç olmak üzere; atık madeni yağdan üretilen baz yağın aynı tesiste madeni yağ üretiminde hammadde olarak kullanılması zorunludur.”</p>
<p><strong>MADDE 3 –</strong> Aynı Yönetmeliğin 34/A maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiştir.</p>
<p>“Lisansına işli olarak veya münferiden aynı unvanlı depolama lisansında asgari 4.000 metreküp depolama kapasitesine sahip dağıtım şirketleri için bu fıkrada belirtilen on, yirmi beş ve elli bayi sayısı şartı sırasıyla beş, on üç ve yirmi beş olarak uygulanır.”</p>
<p><strong>MADDE 4 –</strong> Aynı Yönetmeliğin geçici 27 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “1/1/2021” ibaresi “1/4/2022” olarak, ikinci fıkrasında yer alan “1/2/2021” ibaresi “1/5/2022” olarak değiştirilmiştir.</p>
<p><strong>MADDE 5 –</strong> Bu Yönetmeliğin;</p>
<p>a) 4 üncü maddesi 1/1/2021 tarihinden geçerli olmak üzere yayımı tarihinde,</p>
<p>b) Diğer hükümleri ise yayımı tarihinde,</p>
<p>yürürlüğe girer.</p>
<p><strong>MADDE 6 –</strong> Bu Yönetmelik hükümlerini Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu Başkanı yürütür.</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<div id="fcbk_share"></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.istasyonlaw.com/pp-lisans-yonetmelik-degisikligi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
