KÂR MAHRUMİYETİ BELİRSİZ ALACAK DAVASI OLARAK AÇILAMAZ
Akaryakıt istasyonları ile dağıtıcıları arasında bayilik sözleşme süresinin dolduğu durumlarda, dağıtıcıların bayilik ilişkisini devam ettirmek için kullandıkları en somut yöntem, en başında satılamayacak ürün miktarının sözleşmeye yazılmış olması karşısında bundan doğacak farkın bayiden talep edilmesi baskısıyla yeniden sözleşme yapılma teklifidir.
Aslında sözleşmeye yazılan ve satılması öngörülen miktarın gerçekleşmeyeceğini her iki taraf da en başında bilmektedir. Dağıtıcı, yukarıda söylediğimiz gibi sözleşme sonunda aradaki farkın talep edilmesi baskısıyla yeni sözleşme yapılmasını hedeflemekte, bayi ise yüksek miktarda ürün satacağı sözüyle dağıtıcıdan daha fazla yatırım destek bedeli beklemektedir.
Sonuçta sözleşme bittiğinde dağıtıcı sözleşmeye yazılı olan değil ama, gerçekte beklenen hedefi tutturan bayiyi yeniden sözleşme yapmaya zorlayacak yöntem olarak dava açmakta ve fakat bayi daha iyi bir yatırım destek sözü aldığı bir başka dağıtıcıya geçerken, sonuçta ortaya kâr mahrumiyetinden doğan dava ile karşılaşmaktadır.
Dağıtıcılar bu davalarda en başında fazla harç yatırmamak, sonucunda fazla masraf ve avukatlık ücreti ödememek adına pratikte pilot dava olarak adlandırılan düşük miktarlı bir dava açmakta, bilirkişilerin defter incelemesi neticesinde satılamayan ürün miktarının belirlenmesi ile harç tamamlama yoluyla davasını tamamlamak istemektedirler.
Bu davalar ya kısmi dava ya da belirsiz alacak davası olarak açılmakla birlikte, kısmi dava açmanın sonradan ıslah ile değer artırmadan doğacak mahsurları sebebiyle belirsiz alacak davası olarak açılmaktadır. Zira kısmi davada eksik ürün miktarının belirlenip kesinleşmesiyle ıslah yapılacak ve faiz ıslahtan sonra işleyeceğinden tercih edilmeyecek olup, yine ıslahın bir kere yapılması ve fakat belirsiz alacak davasında değer artırımının bu sınıra tabi olmaması sebebi de bir başka tercih sebebi olacaktır.
Davacı dağıtım şirketi dava dilekçesinde genelde satılamayan ürün miktarını belirtmekte ve fakat bunun küçük bir kısmının talep ettiği bir dava ile yola çıkmaktadır. Ancak dava dilekçesinde satılamayan ürünün belirtilmiş olmaması halinde dahi davacının bu miktarı belirleyebileceği hususu yargı kararları ile ortaya çıktığından, dilekçede satılamayan ürün miktarının dava dilekçesinde yazılı olup olmamasının bir önemi de yoktur. Bu konudaki yargı kararlarında ortaya çıkan sonuç şudur:
“Davanın belirsiz alacak davası türünde açılabilmesi için, davanın açıldığı tarih itibariyle uyuşmazlığa konu alacağın miktar veya değerinin tam ve kesin olarak davacı tarafından belirlenememesi gerekir. Belirleyememe hali, davacının gerekli dikkat ve özeni göstermesine rağmen, miktar veya değerin belirlenememesinin kendisinden gerçekten beklenilmemesi durumuna ya da objektif imkânsızlığa dayanmalıdır. Talep edilecek alacak miktarının davanın açıldığı anda tam ve kesin biçimde belirlenmesinin mümkün olmasına rağmen belirsiz alacak davası şeklinde açılan dava, hukuki yarar, yani dava şartı yokluğu nedeni ile usulden hemen reddedilmelidir……
“….ürün alım tahhütnamesi uyarınca davacının kâr kaybı alacağının belirli/belirlenebilir olduğu, davacının alacağının belirleyememe, bu durumunun kendisinden beklenememesi ya da objektif olarak alacağının belirlenmesinin imkânsız olması durumlarının bulunmadığı, dava açılırken davacı tarafından alacak miktarı belirlenebildiğinden belirsiz alacak davası açılmasında hukuki yarar bulunmadığı….” (Yargıtay 11.HD E:2024/6722-2025/4330)
denmek suretiyle davacının dava değerini tam ve eksiksiz olarak belirleyebileceğini söylemektedir.
Gerçekten de dağıtım şirketi ile bayi arasında sadece EPDK’ya sunulan bayilik sözleşmesi değil, taraflar arasındaki ticari şartları belirleyen ürün alım taahhütnamesi, çerçeve sözleşme adı altında bir çok sözleşme akdedildiği ve satılacak ürün miktarı ile satılamama halinde ne miktar cezai şart ödeneceği (kâr kaybının cezai şart olup olmadığı konusunda son zamanlarda farklı kararlar çıkmakta olup başlı başına incelenecek bir konudur) bu sözleşmelerde yer almakta olup, davacı dağıtıcının kendi defter kayıtlarından eksik alınan ürün miktarının ton başına ödenecek tazminat miktarı ile çarpılması sonucu dava değeri belirlenebilecektir. Böyle bir durumda belirsiz alacak davası açılamaz.
Bu sebeple davanın belirsiz alacak davası olarak açılması mümkün değilse de açılmış böyle bir davanın açılmış olması halinde mahkemece davacıya süre verilmek suretiyle davasını kısmi dava olarak devam ettirmek isteyip istemediği sorulmak suretiyle, böyle bir istemin varlığı halinde dava kısmi dava olarak görülüp karara bağlanmalıdır.(Yargıtay HGK 16.05.2019 T.-E:2016/22-1166, K:2029/576)


01. Mar, 2026 







Henüz yorum yok, ilk yorumu yazabilirsiniz! :)